Diyarbakır Emek Gazetesi'nde yazmaya başlayalı tam bir yıl olmuş. 28 Haziran 2022 tarihinde bu köşede yayımlanan ilk yazımın başlığı, Emekliler Haftası ve Türkiye’de Emekliler idi. Ne yazık ki, üzerinden 1 yıl geçmiş olan yazımda değindiğim emeklilerin sorunları azalmadı, aksine katlandı. Zira Türkiye’yi yöneten iktidarın uyguladığı ekonomik programın yol açtığı yüksek enflasyon emeklilerin gelirlerini eritmeye devam ediyor. Buna karşılık, emeklilere her yıl yılda iki defa ocak ve temmuz aylarında, bir önceki 6 aylık dönem içinde Kentsel Yerler Tüketici Fiyat Endeksi'nde (TÜFE) meydana gelen artış oranı kadar verilen altışar aylık maaş artışları kayıpları karşılamıyor. Karşılamıyor, çünkü Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) hükümetin talimatları doğrultusunda hareket ediyor ve TÜFE’yi düşük açıklıyor. Asıl ilginç olan ise, iktidarın düşük enflasyon oranını emeklilere şirin gözükmek için kullanmasıdır. Belki dikkatinizi çekmiştir, son yıllarda TÜİK’in rakam oyunu ile düşük açıkladığı enflasyon oranı emekliler üzerinde bir başka oyun için kullanılıyor. "Nedir bu oyun?" derseniz, açıklayayım: TÜİK’in açıkladığı oranları baz alan partili cumhurbaşkanı, emeklilere verilecek maaş artış oranlarını TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranının birkaç puancık üstünde açıklıyor. Böylece cumhurbaşkanı emeklilere sözde lütufta bulunuyor. Halbuki cumhurbaşkanınca açıklanan oranlar hiçbir zaman piyasadaki gerçek enflasyonunun karşılığı değildir. Demem o ki ülkeyi yönetenler, yıllardır oynadıkları ikili rakam oyunu ile bir yandan milyonlarca emekliyi açlığa mahkuk ederken, diğer yandan sözde enflasyon üzerinde artış veriyorlarmış gibi yaparak göz boyuyorlar.
Türkiye’de 28 Haziran ile 4 Temmuz tarihleri arasındaki hafta Emekliler Haftası, 30 Haziran günü ise Emekliler Günü olarak kutlanmaktadır. Yıllardır Türkiye’de 30 Haziran günü, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nda emekli dernekleri, yöneticilerinin katıldıkları bir toplantı yapılır. Bakan veya yetki verdiği bir bakanlık bürokratı kürsüden emeklilere methiyeler düzer, "Onların hakları ödenmez, sorunlarını ve aylıklarının yetersizliğini biliyoruz, onları çok seviyoruz, çok daha fazlasını hak ediyorlar ama devletimizin olanakları sınırlı, bu kadarını verebiliyoruz." diye nutuk atar. Buna karşılık toplantıya katılan derneklerin genel başkanları da sırayla kürsüye çıkarlar ve ucundan kıyısından sorunlara değiniyormuş gibi yaptıktan sonra, emeklileri çok düşünen sayın bakana ve özellikle cumhurbaşkanına emekliler adına teşekkür edip şükranlarını sunarlar, karşılıklı çiçekler verilir. Kısacası Emekliler Günü'nde, bu ülkede yaşayan milyonlarca emekli ile emekli dul ve yetimin ekonomik ve sosyal sorunları ile yaşadıkları sağlık problemleri konuşulmaz.
Halbuki bu ülkede milyonlarca emekli, bırakın açlık yoksulluk sınırını, ülkede uygulanmakta olan en alt ücret asgari ücretin altında aylık almaktadır. 2008 yılında AKP iktidarı tarafından “reform” adı altında sosyal güvenlik mevzuatında yapılan değişiklikler nedeniyle asgari ücretin altında aylık alanların sayısı giderek artıyor. Zira eskiden emekli aylık hesaplamasında memur aylık katsayısı dikkate alınırken, yeni sistemde prim güncelleme katsayısı uygulaması getirildi. Maaş bağlama katsayısı 3’ten 2’ye düşürüldü. Eskiden %65 ile %90 arasında değişen oranlarda emekli maaşı bağlanırken, yeni yasa ile bu oran %35’lere kadar geriledi. Buna göre çalışma hayatı boyunca asgari ücret üzerinden adına prim yatmış olan bir çalışan, emekli olduğunda kendisine yaklaşık olarak asgari ücretin 1/3’ü kadar maaş bağlanmaktadır. Emekli maaş hesaplamasında büyüme oranının %30’u dikkate alınırken, artırılmasında büyümeden pay verilmemektedir. Yine asgari geçim indirimini esas alan taban aylık uygulaması AKP iktidarında kaldırıldı. Öte yandan emeklilik yaşı yükseltilirken, emekliliği hak ediş koşulları zorlaştı. Tüm bu nedenlerle 2002 yılında asgari ücretin %39 üzerinde olan ortalama emekli aylığı bugün %20 altına gerilemiş bulunuyor. Yani emekli aylıkları asgari ücret karşısında yaklaşık %60 eridi.
Gerek uluslararası hukukta gerekse anayasamızda soysal güvenlik herkes için hak olarak tanınmıştır. Türkiye’de yüksek yargı organları Danıştay ile Anayasa Mahkemesi birçok kararlarında sosyal güvenliği anayasada ifade edilen sosyal devlet ilkesinin gereği olarak değerlendirmiş olup, uygulayıcıların anayasada yer alan devletin bu temel niteliğini zedeleyecek veya ortadan kaldıracak uygulamalardan kaçınmaları gerektiğini belirtmişlerdir. Bahsi geçen kararların varlığına rağmen, Türkiye’de yaşlı nüfusa emekli aylığı ödemenin yanı sıra, sağlığının korunması için mali destek veren sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesi yönünde düzenlemelere gidildi. Sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesine yönelik bu düzenlemeler, toplumun dar gelirli insanlarını güvensizleştirdi. Kuşku yok ki, bu güvencesizlik en çok yaşlı insanları vurmaktadır. Çünkü yılların yorgunluğu ve yıpranmışlığı ile çalışma güçlerini kaybeden yaşlı insanlar, bir yandan sosyal güvenlik sisteminden bağlanan gelirle yaşamlarını sürdürürken, diğer yandan bozulmuş sağlıklarına sistemin vereceği sağlık hizmeti ve sağlayacağı sosyal destekle kavuşabilmektedirler. Maalesef iktidar hastane kuyruklarını kaldırdık propagandası ile algı oluştursa da getirilen randevu sisteminde yaşlı bireyler olan emekliler, hastanelerden günlerce hatta haftalarca randevu alamıyorlar ve kronik hastalıklarının tedavisine ulaşmakta sorun yaşıyorlar.
Yapılan araştırmalar, Türkiye’de yaşam memnuniyeti açısından emeklilerin çok sıkıntılı olduklarını göstermektedir. 2002 yılında İspanya'nın Başkenti Madrid’de toplanan Birleşmiş Milletler Yaşlılık Asamblesi toplantının sonuç bildirgesinde, "Bu asamblenin amacı; insanların güvenli ve saygın bir şekilde yaşlanmalarını ve toplumlarında bütün haklara sahip birer vatandaş olarak yaşlanmaya devam etmelerini garanti etmek" şeklinde ifade etmiştir. Yine aynı bildirgede, "Unutulmamalıdır ki, her yaşlı birey toplum içinde aktif olma ve aktif yaşlanma şansına sahip olmalıdır.” denmektedir. Kuşkusuz burada belirtilen güvenli ve saygın yaşlanma önemli bir hakkın tespitidir. Bu tespitten hareketle, her ülkenin genel ve yerel yönetimlerinin, yaşlı insanların zorlanmadan bu hakka ulaşmalarını sağlayacak tedbirleri almaları ve gerekli teşkilatı kurmaları gerekir.
Kuşkusuz tüm bu sıkıntıların yaşanmasının temel nedeni bilinçsizlik ve örgütsüzlüktür. Ne yazık ki, bu durum ülkeyi yönetenlerce alabildiğine istismar edilmektedir. Doğrusu bu istismar hususunda hiçbir iktidar, 21 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarının eline su dökemez. Zira uluslararası sermayenin desteği ile 2002 yılında iktidar olan AKP, onların önüne koyduğu programı uyguladı ve milyonlarca emekliyi yoksulluğa sürükledi. Örneğin; 2023 yılına girerken, asgari ücret %54 arttırılırken emekli maaşları %30 artırıldı ve en düşük emekli maaşı hazineden verilen destekle 3.500 liradan 5.500 liraya çıkarıldı. Buna rağmen, en düşük emekli maaşı asgari ücretin %54 altında kaldı. Seçimlere doğru nisan ayında en düşük emekli maaşı 7.500 liraya çıkarılırken, bunun üstündeki maaşlara hiç artış verilmedi. Şimdi asgari ücret bir kez daha bu sefer %34 arttırıldı. Sakın bu yazdıklarımdan asgari ücretin çok arttırıldığı sonucu çıkarılmasın. Zira tüm bu artışlara rağmen, asgari ücret bu ülkede halen 4 kişilik bir ailenin mutfak giderinin karşılığı olan açlık sınırının altında ve yetersiz. Maalesef yetersiz asgari ücretin bile çok gerisinde emekli maaşı verilmesi, milyonlarca emekliyi açlığa mahkum etmiş bulunuyor. Ne yazık ki, emeklileri açlığa mahkum edenler buna gerekçe olarak kaynak yokluğunu göstermektedirler. Nitekim, 14 ve 28 Mayıs tarihlerinde 1. ve 2. turu yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, en düşük emekli maaşı ile dini bayramlarda verilen ikramiyelerin asgari ücret seviyesine çıkarılacağı ve Kurban Bayramı’nda 8.500 lira olan mevcut asgari ücret baz alınarak, Ramazan Bayramı’nda eksik ödenmiş 6.500 lira ile birlikte toplam 15.000 lira ikramiyenin her emeklinin hesabına yatırılacağı vaadinde bulunmuştu. Buna karşılık, 21 yıldır ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Kaynak yok nereden verecek." demişti. Acı ama gerçek şu ki; 21 yıldır ülkeyi yöneten ve kaynak yok diyene kaynak neden yok diye soramayan milyonlarca emekli, Erdoğan’a oy verdi. Halbuki 21 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarı ve onun başındaki Erdoğan, sermayeye teşvik verirken, ballı ihalelerle yandaş şirketlere kaynak aktarırken, vergi bağışı diye bütçeye koydukları düzenlemeyle tahakkuk etmiş yüz milyonlarca lira vergiyi sermayeye bağışlarken hiç kaynak sıkıntısı çekmiyorlar. Ne yazık ki, tüm bunları duyan, gören, yaşayan milyonlarca emekli, sıra kendilerine gelince, "Kaynak yok" diyerek kendilerini açlığa mahkum eden tek adam yönetimine destek verdi.
Elbette, yukarıda belirttiğim gibi, bunun temel nedeni örgütsüzlüktür. Dolayısıyla Emekliler Haftası'nda olduğumuz bu günlerde, emeklilerin insanca bir yaşam için örgütlü mücadeleyi yükseltmeleri gerekiyor. Kuşku yok ki, bu mücadeleyi yükseltmek, tüm engellemelere inat, 1995 yılından bu yana 28 yıldır DİSK’in bünyesinde devam eden sendikal örgütlenmeye sahip çıkmakla mümkündür!