Menü Emek Haber - Diyarbakır Haberleri - Son dakika Diyarbakır Haberleri
Veli Beysülen

Veli Beysülen

Tarih: 07.04.2023 00:01

Mesele Kaynak Yokluğu Değil!

Facebook Twitter Linked-in

  Türkiye, yıllardır büyüme oranları açıklayan ancak açıklanan oranlar toplum hayatına yansımayan bir ülkedir. Üstelik ülke,  büyümenin istihdam yaratacağına dair sürekli propaganda yürüten bir iktidar tarafından yönetiliyor. Ancak hayatın gerçekleri iktidarın söylediklerinin tersini gösteriyor. Çünkü taşeronlaştırılmış emekle düşük katma değerli üretim yapan bir ekonomi modeli izleniyor ve bu nedenle, yaratılan büyüme işsizlik oranında bir düşüş sağlamadığı gibi işsizlik her gün biraz daha artıyor. Ne yazık ki artık Türkiye’de %10 üzeri işsizlik kronikleşti.  

Ülkede bir yandan işsizlik artarken, ben ekonomistim diyen Cumhurbaşkanının 2021 yılının ikinci yarısından itibaren ekonomi bilimine aykırı olarak, “Faiz neden, enflasyon sonuç” şeklindeki açıklamasının baskısı altında kalan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu'nun politika faizinde indirime gitmesinin yol açtığı dalgalanma nedeniyle Türk lirasının hızla değer kaybetmesi sonucu, enflasyonun hızla tırmandığı bir süreci yaşamaya başladı.  

İşsizlik, yüksek enflasyon, iktidarın yeni ekonomik model diyerek yoksuldan topladığını bir avuç sermayeye aktarmasının yol açtığı derin ekonomik krizin milyonları yoksullaştırdığı bir süreçten geçen Türkiye seçime doğru gidiyor. Bu günlerde sokak röportajında insanlara ülkenin durumu sorulduğunda, “Bir dokun bin ah işit" misali hayat pahalılığı, kötü yönetim, enflasyon, ücretler, geçim derdi, doğalgaz, elektrik, su faturalarının yüksekliği gibi birçok şikayet dile getiriliyor fakat bunun arkasından gelen, “Bütün bunların sorumlusu kim?” sorusuna kimilerinin verdiği cevaplar, toplumun iktidar ve yandaş medya tarafından yürütülen algıyı satın aldığını gösteriyor. Zira bunca sıkıntıyı sıralayanlar, 21 yıldır ülkeyi yöneten siyasal iktidar dışında herkesi sorumlu tutuyorlar. Öyle ki kimi muhalefeti, kimi dış güçleri, kimi market sahiplerini, kimi kendisini sorumlu tutarak iktidara toz kondurmuyor. Kuşku yok ki iktidara toz kondurmayan bu yanıtlar insana ister istemez, "Acaba ülkeyi, bu insanların kötü gidişattan sorumlu tuttukları yönetiyor da bizim mi haberimiz yok?" sorusunu sordurtuyor.

Daha önce yayımlanan “ALTI BOŞ ‘MÜJDE’LERİN’ CAZİBESİNE KAPILMAMAK ÖNEMLİ” başlıklı yazımın bir paragrafında, “Görünen o ki, ülkenin hızla seçimlere doğru gittiği bu süreçte, 'müjde'lerin ardı arkası kesilmeyecek. Bence buna şöyle demek doğru olur. 21 yıldır ülkeyi yöneten iktidar, toplumun geniş emekçi kesimlerini, bugüne kadar girdiği seçimlerde düşünmediğinden çok daha fazla düşünür görüntüsü vermeye çalışıyor. Dolayısıyla, 'müjde'ler son hız gelmeye devam edecek.” diye bir tespitte bulunmuştum.  

Evet, son aylarda altı boş “müjde”ler peş peşe geliyor. Özellikle 21 yıllık iktidarında emeklilerin büyük çoğunluğunu açlık sınırının hatta asgari ücretin altındaki aylığı ile yaşamaya mahkum ederek sefalete sürüklemiş iktidarın, seçim rüşveti niteliğinde en düşük emekli aylığını 7,500 liraya çıkarması, birisi ülkede milyonlarca emeklinin asgari ücret altında aylık alıyor olması diğeri ise açlığa mahkum ettiği emeklilere seçim rüşveti vermesi olmak üzere iki yönüyle utanç tablosudur. Ancak bu tabloya rağmen, evde yapacak bir işi veya geliştirdiği bir hobisi olmadığı için günlük zamanının önemli bir kısmını parkta, kahvehanede veya caminin önünde bankta oturarak geçiren ve kendisi gibi emekli yaşlı insanlarla sohbet eden emeklilerin bir kısmı halen iktidarı savunmaktan vazgeçmiyor. Halbuki kendilerine sorulduğunda hiçkimse  ekonomik gidişattan memnun değil. Neredeyse herkesin hayat pahalılığından, aylıklarının yetmediğinden, çocuklarının işsizliğinden, diğer ülkelerin emeklilerinin aylıkları ile Türkiye’yi baştan başa gezdikleri halde kendilerinin ülke içinde gezemediklerinden hatta başka kentteki çocuklarını torunlarını ziyaret edemediklerinden veya köylerine gidemediklerinden şikayetçi olduğunu duyarsınız. İlginçtir tüm bu dertleri sıralayanlara, "Peki, seçimler geliyor oyunuzu kime vereceksiniz?" diye sorulduğunda ise Erdoğan ve AKP diye cevap verirler. Nedenini sorduğunuzda ise, "Başka adam mı var, her şeye rağmen düzeltirse yine reis düzeltir." diye bir gerekçeyi sıkça duyabilirsiniz. Bununla da kalmayıp birçoğu geçmiş ile bir kıyasa girerler ve ikinci dünya savaşı yıllarında ekmeğin karne ile verildiğinden, 1970’li yıllarda kuyruklar olduğundan dem vurarak geçmişi kötülerler. Üstüne üstlük günümüzde yaşanan sıkıntıları dile getiren genç kuşağa kızarak, onlara kendilerince geçmişin kötülüklerini anlatırlar.  

Yılını tam hatırlamıyorum ancak DİSK/Emekli-Sen Genel Başkanı olduğum dönemde CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’da içinde benim de bulunduğum emekli sendika ve dernek yöneticileriyle bir toplantı düzenlemişti. Toplantıda söz alan emekli örgüt yöneticileri, emeklilerin yaşadıkları sıkıntıları dile getirmiş ve önerilerde bulunmuşlardı. Toplantının kapanışında sayın Kılıçdaroğlu konuşmalardan aldığı notlarla, iktidara geldikleri taktirde yapacaklarına dair aşağıdaki 12 maddelik listeyi toplantıda bulunanlarla paylaştıktan sonra basın ve kamuoyuna açıklamıştı.

  İşte bugünlerde tekrar gündem olan o liste:    

1. İntibak yasası çıkarılacak aynı dönemde aynı primi yatıranlar farklı maaş alamayacaklar.

  2- Emeklilerden kesilen 12 kalem katkı payı kaldırılacak

  3- Dini Bayramlarda bir maaş ikramiye verilecek.  

4- Gıdada ne kadar enflasyon varsa maaşlara o oranda yansıtılacak  

5- Türkiye milli geliri 3 kat arttı ise milli gelirden o oranda maaşlarda artış yapılacak  

6- Emeklilerin ikinci bir işte çalışması, iş kurması halinde %15 sosyal güvenlik destek prim kesinti kaldırılacak. (bu açıklamadan sonra kaldırıldı)  

7- Emekli maaşları çalışırken alınan maaşların altında kalmayacak ve emekli yaşam koşullarını eskisi gibi devam ettirecek. Yapılacak kesinti çok az miktarlarda olacak  

8- Emekliler için kültür evleri açılacak ayrıca yaşanabilir yeni huzur evleri yapılacak  

9- TSK'de (Türk Silahlı Kuvvetleri) yargı kararı olmadan kimse işten çıkarılmayacak. Gerekirse başka kamu kuruluşunda görevlendirilip emekli olmaları sağlanacak.  

10- Bankalarla yapılan sözleşme promosyonundan sadece çalışanlar değil emekliler de aynı seviyede şartlarda yararlanacak  

11- Emeklilerin sendikası olacak.  

12- Emeklilerin taban aylığı olacak, dul ve yetimler onun altında maaş almayacak. Açlık sınırının altında taban aylığı olmayacak.  

Tüm bunların yanı sıra, şimdi Millet İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayı olan Sayın Kılıçdaroğlu, seçim kampanyasında emeklilerle ilgili önemli vaatlerde bulunmaya devam ediyor. Kılıçdaroğlu son olarak yayınladığı bir video ile seçildiği taktirde, iktidarın son artışla 2000 liraya çıkardığı emekli bayram ikramiyesini mevcut asgari ücret olan 8500 liraya çıkaracağını ve Kurban Bayramı’nda, bu Ramazan Bayramı’nda eksik ödenen 6500 lira ile birlikte toplam 15000 lira paranın her emeklinin hesabına yatırılacağını söyledi. Tabii bu vaat iktidar ile yandaşları, "Kaynak yok nereden vereceksin." diye ayağa kaldırdı.  

Yazılarımda zaman zaman bu ülkede kaynağın bulunduğunu, meselenin iktidarın söylediği gibi kaynak yokluğu olmadığını, ülkeyi yöneten iktidarın ülkenin kaynaklarının kimlere aktarılacağına dair tercihi olduğunu, AKP iktidarının tercihini sermayeden yana yaptığını belirtirim.  

Hatırlayacaksınız 2022 yılında meclisin açılmasıyla birlikte, TBMM başkanlığına verilen ve kanunlaşan torba kanunla 21 Aralık’ta sona erecek olan Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesaplarına, Merkez Bankası'ndan ödenen kur farkına uygulanan vergi muafiyeti 31 Aralık 2023 tarihine kadar uzatılmıştı. Evet, yanlış okumadınız. Faizlerin ekonomi bilimini ters yüz edercesine inatla düşürülmesinden dolayı elinde parası olan bir avuç sermaye sahibi, parasını Türk Lirasında tutsun diye vergilerimizden Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesaplarına verilen milyarlarca liradan vergi de alınmıyor. Son günlerde yapılan açıklamalar, vergi muafiyeti dahil KKM’ye aktartılan paranın 200 milyar lirayı aştığı görülüyor. İlginç değil mi? Bu ülkede milyonlarca çalışan, esnaf, köylü çatır çatır gelir vergisi öderken, tükettiğimiz tüm mal ve hizmetlerden dolaylı vergiler alınırken, bizim vergilerimizden milyarlarca lira götürenler vergi bile vermiyorlar.  

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, 2022 yılının Haziran ayında yaptığı bir açıklamada, “Enflasyonla birlikte büyümeyi tercih ettik. Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar” demişti.  

Yine 2023 yılı bütçe kanunda sermayeden almaktan vaz geçilen vergi miktarı 994,4 milyon lira. Aynı bütçede öngörülen bütçe açığı ise 659.4 milyar lira. Yani sermayeye bağışlanan vergi tahsil edilmiş olsa bütçe bırakın açık vermeyi fazla verecek.  

Elbette sermaye kaynak aktarmanın birçok aracı var. Söz gelimi Kamu Özel İşbirliği ile yapılan köprü, havaalanı, otoyol, şehir hastanesi gibi tesisleri yapan şirketlere verilen kullanım ve doluluk garantileri karşılığı milyarlarca lira bu şirketlerin kasalarına aktarılmaktadır. Maalesef sermayeye teşvik adı altında aktarılan kaynağın haddi hesabı yok. Kuşkusuz tüm bunları ekonomistler ile muhalefet partileri zaten yazıp çiziyorlar.  

Evet, seçime sayılı günler var. Bu ülkenin işçisi, kamu çalışanı, emeklisi, emeğiyle yaşayan milyonlarca insanı, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin bir süre önce Kur Korumalı Mevduat hesaplarına aktarılan parayla ilgili söylediği, “Ayşe’nin parası Fatma’ya, Fatma’nın parası Ahmet’e” sözünün altında yatan gerçeğin yoksuldan toplananın zengine aktarılması olduğunu, muhalefet söyleyince kaynak yok diyenlerin verdikleri altı boş “müjde”lerin oy devşirme aracı olduğunu unutmamalıdır!                 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —