Bazen toprak gibi katı, bazen taş gibi sert olmalıyız..
Bazen de akıp giden su gibi coşkulu, bazen de yürekteki sevgiyle sevecen olmalıyız.
Yine de benliğimizden ödün vermeden, biz, bizler, onlar olmalıyız..
Varsın bize deli yürekli kadınlar desinler.
Konuştuğumuzda masum bir çocuk gibi utangaç, kızdığımız da, gök gürlemesinin ardından gelen, sağanak yağış gibi gürlemeliyiz.
İçten gelerek duygularımızı coşturduğumuz da ;
Varsın yanaklarımız, her cümlenin sonunda sessizce pembeleşsin, utangaçtır desinler.
İçten konuşmamızın derinlerinde, kelimelerimiz de manalar, bahaneler kocaman yalanlar çıkaramaya çalışsınlar.
Bu coşkulu
yüreğimiz attıkça ;Eğer kadınsak, anaysak dürüstlüğümüzden, hümanistliğimizden ve insanlık onurumuzdan asla ve asla ödün vermeyeceğiz..
Bir kadın...
Ve içimizden biri ...
Kod Adı Anne..
Ankaralı
Ankara' da bir devlet okulunda Kimya öğretmeniyken emekli olmuş .
Engelli bir oğlu var.
Eşinden boşanmış.
Oğlan çocuğu 23 veya 24 yaşlarında.
Engeli ayaklarından.
Ayaklarında demir platinler kullanıyor.
Ve o zorlukla yürümeye çalıştığında dört ayaklı yürüme bandi dediğimiz aletle yürüyor.
Tabiki yürüdüğünde tak tuk çan çun sesleri birbirine karışıyor..
Geçenlerde bu anne ile bir yerde hasbelkader tanıştık.
Demek biraz da beni kendine yakın hissetmişti ki gelip derdini anlattı.
Ilaç kullanıyorum dedi.
Hemde en ağır depresif ilaçları kullanıyorum.
Adımı biliyor ve bana Nesrin hanım diye hitap ediyor.
Naif egitimli ve bir o kadar saygılı bir kadın.
Ama yüreği o kadar dolu ki. Beni ne kadar yakın hissetmiş veya ne kadar sosyal medyadan tanıyor bilemiyorum. Ama davranışlarıyla içten anlatmasıyla biliyorum ki bana karşı kendini çok yakın hissediyor.
Nasıl olsa şöyle düşünüyor olabir. Nesrin hanım da bir kadın üstelik oda bir anne.
Biz kadınlar birbirimizi hep anlamaz mıyız ?
İyi ya d kötü günlerimiz de yanyana, omuz omuza durmaz mıyız ?
Hatta ana rahmine düşen çocuğumuz dokuz ay on gün sonra dünyaya geldiğinde, göğsümüzdeki süt bezlerimiz akmazsa bebeğimize süt annesi bulmaz mıyız ?
Kadınlık demek her türlü desteğe ihtiyaç duyulduğunda koşmak, yardım eli uzatmak değil midir ?
Kısa ve öz cümlelerle,bir yandan derin nefesler alarak hiç tanımadığım bu kadın bana derdini anlatmaya başlıyor.
Biliyor musunuz bana diyor.
Evimi bir kaç yıl önce aldım.
Ama hiç komşularım bana rahatlık vermediler diye sözlerine devam ediyor.
Oğlum engelli dışarı çıkardığımızda yürüdüğünde sesler çıkıyor diye komşular rahatsız olmuşlar.
Ve bu rahatsız oluşlarını direkmen birbirlerine dile getirmişler.
Oğlum ara ara altına çiş yapıyor ve kapının önünde gördüğüm zaman hemen gidip yıkıyorum diyor.
Komşular gelip bu anaya bundan da rahatsızlık duyduklarını, sert bir dille, dile getirmişler.
Devam ediyor şözlerine; bu metanetli sabırlı kadın.
Ben bir anneyim.
Üstelik engelli çocuğumun yürümesi için elimden gelen her şeyi yapıyorum.
Benim oğlum o.
Benim yavrum o.
Benim herseyim o.
Her gün oğluma baktıkça belki ömrümden koca yıllar geçse bile bana Allah'ın bir armağanıdır diye düşünüyorum. Bu da sanırım bu dünyadaki brnim imtihanım diye sözlerine ekliyor.
Yaşlı gözlerle devam ediyor sözlerine.
Evi satıp buradan gitmeyi düşünüyorum.
Biliyor musunuz Nesrin hanım çok yoruldum. Her gün şikayet dinlemekten ve beni anlamamalarından çok yoruldum söyleyerek, gözyaşlarını elinin tersiyle siliyor.
Biliyor musunuz ben hiç ağlayamıyordum ama şimdi hüngür hüngür ağlıyorum diyor.
Sözleri hep kısa, gözyaşları yanaklarından ince ince süzülerek, bazen kelimeler yavaşça ve derince ağzından dökülüyor. Bazen yaşanılan olayların hırsından birden ses tonunu yükseltebiliyor.
Anlatmasına devam ediyor.
Kızkardeşim yanımda felçlik geçirmişti, donup kalmıştım, ağlayamamıştım bir türlü. Diyor……
Aldığım ağır depresif ilaçlar ağlama duygumu körertmişti.
Ama komşularımın yaptığı bu ağır davranışlar o kadar zoruma gitti ki oğluma sarılıp hüngür hüngür ağladım diyor.
Ve benim birden gözlerim doluyor.
Bende gözyaşlarımı tutamıyorum.
Bende ;
Hem anneyim hemde bir kadın...
Ve kadınlığımdan, insanlığımdan tüm insanlar adına utanıyorum .
Isyan ediyorum.
Lanetler yağdırıyorum.
Sizin analığınız kadınlığınız batsın diye içimden fırtınalar estiriyorum.
Kadına bakıyorum, sessizliğim kadınlığımın serzenişleri sanki.
Gözyaşlarım benimde pınar olmuş akıyor engin nehirlere.
Gözyaşlarım içinde konuşmaya başlıyorum.
Bazen hıçkırıyorum.
Bazen nefesime derin aralıklar vererek sözlerime eklemeler yapıyorum.
Sizinde çocuğunuz engelli olabilirdi, diye kendimce içimde ne fırtınalar estirerek sessizce konuşuyorum.
Sizler de bu kadın gibi bu acıyı yıllarca bağŕınızda taşıyabilirdiniz değil mi ? diyorum.
Susuyorum en derin gözyaşlarım da boğularak susuyorum.
Ve farkediyorum ki ayrılık zamanı geldi. Hasbelkader tanıştığımız bir yerde ben dert dinlerken bu kadının yaşadığı hiç bir acıya derman olamıyorum diye.
Bu naif görgülü dertli kadınla beraber bir kahve içmesek bile beraber acıları paylaşıp aynı isyanlarda olduğumuzu anlayarak birbirimize iyi günler diyerek ayrılıyoruz.
Kadının arkasından bakıyorum. İçim bi tuhaf.
Yüzüm donuk. Kalbim kırık şekilde.
Merhametsiz insanlara lanetler yağdırıyorum bir kez daha.
Kendi duygularımla muhasebe yapıyorum. Yine gel. Yine bir yerlerde karşılaşalım. Yine acılarınla boğulurken sıcak bir yürek var gör ve gel... diye içimden geçiriyorum.
Yine gel başımın tacı kadın, yürekli anne yine gel diyorum.
Ve susuyorum
Gözyaşlarım yüreğimin en içten yerinde içten içe yavaşça kanıyor. Artık o ortamdan uzaklaşmak evime gelmek istiyorum.
Evime gelip ;
televizyonu birden açıp kanalları dolaşıyorum, yükselen enflasyon karşısında altının ne kadar yükseldiğini haberler diyor.
Emeklilerin açlık sınırının altında oldukları çın çın kulaklarımda.
İnsanların artık
Çoluk çocuklarının, evlerinin nafakalarını bile çıkaramaz duruma geldikleri, ilkokul öğrencilerinin okula beslenme götüremeleri insanların geçim sıkıntısıyla artık nasıl başa çıkabileceklerini bilmediklerini ekranlardan duyuyorum.
Birden bir hukuk öğrencisinin aynı üniveristede bir Araştırma görevlisi hocasını defalarca bıçaklayıp daha sonra üzerine kurşun sıktığı haberlerini seyrediyorum.
Kanım donuyor.
Bu ne vahşet diyorum.
Haberin detaylarını dinledikçe Ceren Damar isminde Çankaya Üniveristesinde Araştırma görevlisi olan ve sınıfta kopya çeken, bir öğrenciye kanuni işlem yaptığı için öldürüldüğünü öğreniyorum.
Üstelik hukuk fakültesinde okuyan ve okulu bitirdiğinde genç pırıl pırıl bir Adalaet arayışı içinde olacak bir öğrenciden beklenilmeyecek hunharca bir davranış biçimini görüyorum.
Her zaman derim insanlarımız delirme eşinde olsa bile, kendi sinir kontrollerinin katsayısını asla elden bırakmamalıdırlar.
Kendilerini dizginlemelidirler.
.
Ceren Damar Öğretmenizie Allah'dan rahmet dilerken, acılı ailesine başsağlığı diliyorum.
Ceren hocalar ölmesin.
Öğrencilerine ışık olup mum gibi erirken kör bir kurşun onları bu eğitim camiasından koparmasın.
Öğrenciler öldürmesin.
Öğretmenlerinin yolunda bir tutam ışık demeti olup nice başarılara adım atmak için çabalasınlar.
Cinayet, tecavüz, şiddet ve cinnet geçirme haberleri o kadar fazla ki.
Gün geçmiyor ki farklı bir olayla karşılaşıyoruz.
ŞuanCeren öğretmenini öldüren, H.İ.Hikmet ailesinin de ne kadar üzgün olduklarını bir anne olarak anlayabiliyorum.
Bir kaç yıl sonra Avukat, Hakim ,Savcı olarak görmek istedikleri oğulları, belki de bir ömür parmaklıklar arkasında olacaktır.
Bir kadın ve bir anne olarak kendimi öldürülen Ceren Öğretmenin annesinin yerine bırakınca yüreğim kan ağlıyor.
Bir kadın ve bir anne olarak kendimi Ceren öğretmeni öldüren H.İ.Hikmet 'in annesi yeirne bırakınca yine yüreğim kan ağlıyor.
Bir andaki gençliğin vermiş olduğu öfke iki kişinin hayatının son bulmasıyla bitiyor.
Ceren Öğretmen mezara, H.İ.Hikmet ise cezaevindeki demir parmaklıkların arkasına geçiyor.
Her iki anneye de tüm kadınlık duygum ve annelik yüreğimle sabır diliyorum.
Elimden elimizden hiç bir şey gelmemenin çarasizliğini , ezikliğini, burukluğunu içten içe yaşıyorum.
Bu iki annenin gelecek beklentisi ve hayalleri hep yarım kaldı.
Gelecek beklentimizin kaygısını yaşasak bile ;
Çalışmadan, üretmeden, şiddet ve cezai durumları olmadan hep bir adım ilerimize doğru yaşam kavgamızla ilerliyelim.
diyorum.
Gün geçmiyor ki farklı bir olayla karşılaşıp yaşam, mücadelemizden vazgeçmekle, hayatımızı mahfetmeyelim.
diyorum.
Anneler babalar ebeveynler lütfen dikkat ;
Evlatlarınıza karşı ilgili alakalı şevkat dolu olunuz.
Seviniz.
Yüreğinizin en derin duygusuyla sevginizi bir tebessümle, içten bir dokunuşla, gözyaşlarınızın buğusuyla belli ediniz.
Sevginizi, sıcaklığınızı, anne ve baba oluşunuzu, ilkeli duruşunuzu, merhametinizle doğrularınızla belli ediniz.
Yarın belki çok geç olablir.
Sonu gelmeyecek bir yola geç kalmayınız.
Engelli çocuklar ve kadın ölümleri adına yazılmış bir yazıdır.
Sevgilerimle