Bugün 1 Eylül. Nazi Almanyası'nın, 1 Eylül 1939 tarihinde Polonya’yı işgaliyle başlayan, insanlık tarihinin en acımasız savaşı ikinci emperyalist paylaşım (dünya) savaşının başladığı tarih. İnsanlık tarihinin gördüğü en büyük insanlık dramının başladığı gün olan 1 Eylül tarihi, daha sonra savaşta en çok kayıp verme pahasına Nazi Almanyası'nın yenilgiye uğratılmasında büyük pay sahibi olan Sovyetler Birliği ile diğer birçok ülkede Dünya Barış Günü olarak kutlanmaya başlandı ve halen birçok ülkede Barış Günü olarak kutlanmaya devam ediyor.
Kuşkusuz, işgalleri, soykırımları, kullanılan silahları ve yaygınlığı ile vahşetin her türlüsünün yaşandığı, insanların farklı etnik kimlikleri ile dini inançlarından dolayı canlı canlı fırınlarda yakıldığı, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, acılarla dolu bu savaşın unutulmaması ve sonuçlarından dersler çıkarılması için bu savaşa giden süreci ve savaşın önemli aşamalarını bilmekte yarar var. Zira ABD ile müttefiklerinin kontrolündeki medya ve sinema sektörü ile bazı tarihçiler, bu savaşın öncesi, başlaması, devamı ile sonucuna dair insanları yanlış bilgilendirmekte ısrar ediyorlar. Bu bilinçli saptırmanın amacı, büyük bedel ödeyerek savaşın Nazi Almanyası'nın yenilgisi ile sonuçlanmasında baş rolü oynamış Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ile onun başında bulunan Josef Stalin’in başarısını gölgelemektir.
Birinci emperyalist paylaşım (dünya) savaşından yenik çıkan Almanya’nın, kendisine ağır şartlar dayatılan Versay antlaşmasını imzalamak zorunda kalması, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın yaptığı ekonomik tahribatın yol açtığı yüksek enflasyon, işsizlik gibi olumsuzluklarla birleşince, 1930’lu yılların başında Alman toplumu deyim yerindeyse bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalımı fırsat bilen Hitler, Alman toplumunun milli duygularına hitap etti ve yaşanmakta olan ekonomik sıkıntıları ortadan kaldıracağını vaat etti. Böylece Aldolf Hitler'in başında bulunduğu ırkçı Nasyonal Sosyalist Parti, 1933 yılındaki seçimlerde iktidara geldi. Nazilerin iktidarına giden süreç bir dizi karmaşıklığın, provokasyon ve sabotajların yaşandığı bir süreçtir. Ocak 1933 yılında koalisyon hükümetinin başbakanı olan Hitler, aynı dönemde ülkeyi felce uğratan grevlerde önemli payı bulunan komünistleri ezmeyi kafasına koymuştu. Zira komünistleri, başında bulunduğu, Nasyonal Sosyalist Parti iktidarının önünde engel olarak görüyor ve bertaraf edilmeleri için her şeyin yapılması gerektiğini düşünüyordu. Tam da bu süreçte bir sabotaj sonucu, 27 Şubat 1933 akşamı parlamento binası Reicshtag yangını çıktı. Yangını bahane eden Hitler başkanlığındaki hükümet cadı avı başlattı ve binlerce insan cezaevlerine atıldı. Siyasi cinayetler işlendi. Tüm baskı ve zulüm altında 5 Mart 1933 tarihinde yapılan seçimlerde Nasyonal Sosyalist Parti tek başına iktidar oldu. Hitlerin yükselişini sadece Alman halkının milli gururunun incinmesine ve yaşadığı ekonomik sıkıntılara bağlamak, güçlü bir sermaye sınıfına sahip Almanya'nın orta sınıfı ile burjuvazisinin, ülkede yükselmekte olan işçi sınıfı mücadelesi ile bu mücadeleye ivme kazandıran güçlü sol dalganın önünü kesmek istemesinin, Nazizm’in iktidara taşınmasındaki rolünü göz ardı etmek olur.
Hitler, iktidara gelmesinden kendisinin başlattığı İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar ekonominin düzene sokulması, Alman kara, deniz ve hava kuvvetlerinin Versay anlaşmasıyla getirilen sınırlamalardan kurtarılması, başında bulunduğu Nazi düşüncesinin Almanya toprağı olarak gördüğü ancak Versay anlaşmasıyla Almanya'nın hakimiyetinden çıkarılmış ülke ve bölgelerin geri kazanılması gibi üçlü bir strateji izledi. Bu stratejisini uygulamada dünya konjonktürünü iyi kullanan Hitler, anti-Sovyet politika izleyen Avrupa'nın güçlü devletleri Fransa ve İngiltere'yle yakın temas içinde oldu. Dolayısıyla, kendi sermaye sınıflarının baskısı altında kalan bu devletler, SSCB'nin özelde Avrupa'yı genelde ise tüm dünyayı tehdit eden Alman yayılmacılığına karşı müteaddit defalar yaptığı ittifak çağrısını reddettiler. Çünkü onların hesabına göre Hitler'le iyi geçinmeleri tehlikeyi kendilerinden uzaklaştıracak ve Almanya doğuya yönelerek SSCB ile baş başa kalacaktı. Bu nedenle, sürekli taviz verdiler ve antlaşmalar imzaladılar.
Bundan güç alan Hitler Almanyası, Fransa ve İtalya ile anlaştıktan sonra 11 Mart 1938 tarihinde Avusturya'yı işgal etti. Ardından 29 Eylül 1938 tahinde Münih'te Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya Başbakanları arasında antlaşma imzalandı ve 1 Ekim 1938 tarihinde Almanya Çekoslovakya’nın Südet bölgesini ilhak etti. Antlaşmada bulunan bir başka maddeye dayanan Almanya, 15 Mart 1939 tarihinde ise Çekoslovakya'nın tamamını işgal etti. Tüm bunları silaha başvurmadan yapan Almanya, Polonya'dan toprak talep etmeye yöneldi. Tüm bu gelişmeler üzerine, savaşın kaçınılmaz olduğunu gören SSCB 23 Ağustos 1939 tarihinde Almanya'yla saldırmazlık paktı imzaladı. Bu paktın uzun ömürlü olamayacağını bilen SSCB lideri Stalin ve arkadaşlarının amacı, Almanya'nın saldırısını geciktirmek ve ülkeye yönelecek olan Alman saldırısına karşı hazırlık yapmaktı.
Tüm bu gelişmelerden sonra Almanya'nın 1 Eylül 1939 tarihinde Polonya'ya saldırmasıyla, 1945 yılına kadar sürecek ve 60 milyonu savaş sürecinde olmak üzere savaş yıkımının yol açtığı açlık, sefalet ve salgın hastalıklarla ölümlerin sonraki yıllarda da sürmesinden dolayı toplamda 80 milyondan fazla insanın öldüğü, büyük ekonomik kayıpların ortaya çıktığı, kentlerin yakılıp yıkıldığı, tarihi miras ile doğal hayatın tahrip olduğu, insanlığın, Japonya’nın iki kentine atılan tarihin en korkunç silahı atom bombası ile tanıştığı, büyük paylaşım savaşı başlamış oldu.
Almanya, Fransa dahil Avrupa kıtasının büyük kısmını işgal etti ve 22 Haziran 1941 tarihinde Sovyetler Birliği'ne saldırdı. Kuşkusuz 1945 yılına kadar süren savaşta, Hitler’in büyük Nazi İmparatorluğu hayalini sona erdiren dönüm noktaları var. Bunlar, 23 Ağustos 1942 tarihinde başlayıp 2 Şubat 1943 tarihinde kentteki Alman birliklerinin Kızılordu'ya teslimi ile sona eren ünlü Stalingrat direnişi ile arkasından 1943 yılının Ağustos ve Eylül aylarında gerçekleşen, tarihin en büyük Tank savaşı Kursk Savaşı'dır. Zira iki tarafın da büyük kayıplar verdiği bu iki büyük muharebeden sonra, Almanya SSCB’nin karşı saldırısına direnemedi ve Doğu Cephesi'nde sürekli geri çekildi. Doğu Cephesi'nde bunlar yaşanırken, Batı Cephesi'nde kıta Avrupa'sının tamamına yakınını işgal eden Almanya, bununla yetinmeyip müttefiki İtalya ile birlikte Kuzey Afrika'yı da işgal etmişti. Bu işgale Doğu Cephesi'ndeki geri çekilmeye paralel olarak, Almanya Kuzey Afrika’da da büyük kayıplar vermeye başladı. Buna İngiltere'nin aralıksız süren hava saldırıları, yerel milis direnişleri ve 6 Haziran 1944 tarihinde, ABD ile İngiltere öncülüğünde gerçekleşen Normandiya çıkarması da eklenince, Almanya Batı Cephesi'nde de gerilemeye başladı. Alman ordusunun 2 Mayıs 1945 tarihinde Berlin'e girmiş olan SSCB ordusuna teslim olmasıyla savaş Avrupa'da fiili olarak sona erdi ise de Almanya’nın müttefiki Japonya teslim olmadığı için savaş Asya'da devam etti ve 1945 yılının Ağustos ayında ABD, insanlık tarihinin en korkunç silahı atom bombasını Japonya'nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attı. Böylece, atıldığı yerde geniş bir alanda canlı yaşamı yok eden, asker, sivil demeden on binlerce insanın ölmesine, sakat kalmasına, bir bütün olarak canlı hayatın yok olmasına yol açan ve etkileri uzun yıllar süren nükleer silah, dünya ordu envanterine girmiş oldu. Bu savaşta tek başına SSCB, asker sivil 26,6 milyon insanını kaybetti. Kızılordu büyük kayıplar verme pahasına direndi ve dünyayı büyük bir beladan kurtardı. Bu nedenledir ki, aynı zamanda bir savaş muhabiri olan Amerikalı ünlü gazeteci-yazar Ernest Hemingway, "Özgürlüğünü seven her insanın Kızılordu'ya, bir hayat süresi boyunca ödeyebileceğinden daha büyük borcu vardır." diyerek Kızılordu'nun başarısının önemine dikkate çekmiştir.
Elbette insanlığın büyük trajediler yaşadığı savaşın başladığı gün olan 1 Eylül'ün, Dünya Barış Günü olarak kabul edilmesi anlamlıdır. Ancak aradan geçen bunca yıla rağmen, dünyada kalıcı bir barış sağlanmış değil. Nitekim bugün dünyada silahlanma harcamaları, nükleer silah denemeleri insanlığı tehdit etmeye devam ediyor. Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Filistin’e Afrika’dan Ortadoğu’ya çatışmalar sürüyor. Ne yazık ki, emperyalizmin doymak bilmeyen kâr hırsından dolayı, etnik ve dini farklıklar körükleniyor, halklar birbirine kırdırılıyor. Sözde demokrasi ve insan hakları savunucusu ABD ile batılı müttefiklerinin, bölgedeki enerji kaynaklarını kontrol etme politikalarına engel gördükleri Suriye yönetimini değiştirme hedefiyle 2011 başlattıkları Suriye iç savaşında ülke yerle edildi. Asker, sivil, kadın, çocuk, yaşlı 1 milyondan fazla insan öldü. Milyonlarcası ise başta Türkiye olmak üzere, başka ülkelerde mülteci olarak, çağdışı koşullarda hayata tutunmaya çalışıyor.
Öte yandan ABD ve müttefiklerinin, savaş örgütü NATO’nun Rusya’yı kuşatma ve güçten düşürme çerçevesinde dışarıdan kışkırtma ile başlattıkları Rusya-Ukrayna Savaşı bütün şiddeti ile devam ediyor. Yılarca işgal altında tutulan Afganistan'da ise, işgalin başını çeken ABD’nin, işgalin gerekçesi yaptığı Taliban ile anlaşarak ülkeden çekilmesi üzerine ülke karanlığa teslim edilmiş durumda.
Ne yazık ki, tarihin en kanlı savaşının bittiği 1945 yılının üzerinden 78 yıl geçmiş olmasına rağmen, bugün halen insanlık savaşlardan kurtulmuş değildir. ABD ve dünyayı yöneten diğer emperyalist merkezlerin, ekonomik ve siyasi çıkarlar için dünyanın birçok bölgesinde başlattıkları savaşlar bir yandan insanlık ailesinin yüzyıllar süren mücadeleler sonucu elde ettiği temel değerleri yok ederken, diğer yandan savaşa harcanan devasa bütçeler, insanların günlük ihtiyaçlarında kullanabilecekleri kaynağa sahip olmalarını engelliyor.
Kuşkusuz silahlar konuştukça kadınlar, gençler, çocuklar, yoksullar ve emekçiler başta olmak üzere bütün insanlık ağır faturalar ödemeye devam edecek. Çünkü savaşa ve silaha harcanan her kuruş, daha çok işsizlik, yoksulluk, açlık, kan gözyaşı olarak toplumların en mağdur kesimlerine dönmektedir. Bütün bu nedenlerle, bugün ülkemizde ve dünyada barış için, daha fazla emek harcamak gerekiyor. Unutulmamalıdır ki insanlık barışa sahip çıkmadıkça karanlık uzayacak!
O zaman, şimdi yüksek sesle, "Savaşa Hayır, Barış Hemen Şimdi" deme zamanıdır!