Yasin Demirdağ, 19 yaşında genç bir insan. 17 Ağustos 2022 tarihinde işçi olarak çalıştığı Yalova Sefine Tersanesi'nde, alınmayan iş güvenliği tedbirlerinden dolayı yüksekten düşerek öldü. Yasin, alınmayan iş güvenliği tedbirleri nedeniyle düşüp ölen ilk işçi değil. İş güvenliği tedbirlerini maliyet unsuru olarak gören sermayeyi denetlemeyen hükümet, bu politikasını sürdürdükçe son da olmayacak.
Yasin’in ölümünün kamuoyu gündemine oturmasına yol açan ise iş güvenliği tedbirlerinin alınmamış olmasını gizlemek üzere ölü bedenine emniyet kemeri giydirilmeye çalışılmasıdır. Evet yanlış okumadınız. Genç bir işçi alınmayan iş güvenliği tedbirlerinden dolayı yüksekten düşüyor, ölüyor ve şirketin iş güvenliği elemanları ölü bedenine emniyet kemeri giydirmeye çalışıyorlar. Bunu gören işçiler olaya müdahale ediyorlar ve arbede çıkıyor.
Olaya dair açıklama yapan Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'na bağlı Limter-İş Sendikası, Demirdağ’a ölümünün ardından tersanedeki iş güvenliği ekipleri tarafından emniyet kemeri giydirilmeye çalışıldığını açıklarken, Sefine Tersanesi ise yaptığı açıklamada Yasin Demirdağ’ı suçluyor ve Yasin Demirdağ’ın emniyet kemeri üzerinde olmasına rağmen bunu kullanmadığını öne sürüyor. Hatta işyerinin iş güvenliği elemanları, Yasin’in iki saat önce uyarıldığını ve kemersiz çalıştığını fotoğrafla tespit ettiklerini söylüyorlar. Öte yandan yaşanan arbedeye karışan işçilerin iddiasına göre ise arbedenin nedeni kemer takılmaya çalışılması değil, takılı kemerin çıkarılmaya çalışılmasıdır.
İşveren ve iş güvenliği elemanlarının açıklamalarına baktığımızda, işçilerin iddiası mantıklı geliyor. Evet muhtemeldir ki ölü beden üzerindeki kemer çıkarılarak, "İki saat önce uyarmıştık, işte bu fotoğraf da kanıtı. Yasin, uyarılarımıza rağmen kemer takmadı ve düştü" senaryosu yazılmak istenmiştir. Tabii bu senaryonun kabul görmesi için öncelikle ölü beden üzerinde ki kemerin alınması gerekiyor.
Ancak sorun sadece ölen işçinin kemer takıp takmaması ile bitmiyor. Zira alınmayan başka iş güvenliği tedbirlerinin olduğu da açıklamalardan anlaşılıyor. Nitekim Gazete Sol’a konuşan bir tersane işçisi “Güverte ile ambar arasında ‘yaşam halatı’ olması lazım. O halat yokmuş. Düşmede bunun etkisi var” diyor. Evet bu önemli açıklamayı yapan tersane emekçisi, yaşamını yitiren Yasin’in güverte dolgu işçisi olduğunu ve yüksekte çalıştığını belirterek, ambarla güverte arasında yaklaşık 20-22 metre mesafe olduğunu dile getiriyor ve kazanın asıl oluş nedenine dair önemli ipuçlarını veriyor. Bu açıklamalar, Yasin’in işi gereği belirtilen mesafeyi sürekli gidip gelerek çalıştığını, bu gidiş gelişler sırasında, kemerinin kancasını takacağı ve düşmeye karşı kendisini güvenceye alacağı gerili bir halatın olması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu halat var mıydı? Yoksa, işçinin üzerinde bir kemer olması veya olmaması neyi değiştirir? Yani, 20-22 metrelik bir mesafede sürekli hareketli çalışan işçinin kemerinin kancasını takacağı ve olası denge kaybında asılı kalabileceği bir halat yoksa, üzerinde kemer olması onun hayatını kurtarır mı? Elbette kurtarmaz.
Kaldı ki iddialar bununla da sınırlı değil. Tersane işçilerinin bazıları işe uygun kemer verilmediğini, kemerin halata takılı kancasının olmadığını söylüyorlar.
Peki, iş güvenliği elemanlarının ölen işçinin üzerinden kemer çıkarmaya veya takmaya çalışmalarına müdahale eden 35 işçiye ne oldu dersiniz? Hepsi işten çıkarıldılar ve işçilerin iddiasına göre kendilerine ulaşılamıyor. Üstelik tersane işvereni işçileri çıkardığı gün, “Yalova Sefine Tersanesi Ahlat Denizcilik Firmasına, Tamir Gemilerinde Çalıştırılmak Üzere; Sac Montaj Ustası, Kaynak Ustası, Taşçı Alımı Olacaktır.” şeklinde işçi alım ilanı vermiş bulunuyor.
Olay çok vahim, bir kaza olmuş ve bir işçi yüksekten düşmüşken, acaba yaşıyor mu diye bakmadan ve onu hayatta tutabilecek ilkyardım sağlanıp çağırılacak bir sağlık ekibi nezaretinde hastaneye sevki sağlanmadan, işvereni aklamaya yönelik işlem yapılmaya çalışılmasının ne insani ne de vicdanı bir açıklaması olamaz.
Ne yazık ki gerek tersanelerde gerekse tehlikeli iş sınıfına giren diğer birçok işyerlerinde, işçiler işe alınırken prosedür gereği, iş güvenliğiyle ilgili eğitim ve güvenlik donanımlarını içeren birçok belge imzalatılıyor. Ancak bunlar sadece kağıt üzerinde kalıyor ve olur da herhangi bir denetim olursa, denetim elemanlarına göstermek için imzalatılıp işçilerin dosyalarında muhafaza ediliyor.
Yasin Demirdağ’ın iş cinayetine kurban gitmesi, münferit bir iş kazası değil. Her şey, yeni liberal ekonomik programda Türkiye’ye biçilen, emek sömürüsüne dayalı, kuralsızlığın kural haline getirildiği, vahşi üretim modeline uygun bir şekilde devam ediyor. Yani aslında her şey stabil! Zira bu anlayışa göre, yeter ki üretim olsun, kaç canın gittiğinin bir önemi yok. Nitekim İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin yayımladığı rapora göre, “2013 yılından 2021 yılına kadar tersane/gemi sektöründe 226 işçi, 2022 yılının ilk 7 ayında ise gemi, tersane, deniz, liman işkolunda 26 işçi iş kazalarında yaşamını yitirdi.”
30 yılı aşkın süredir tersane işçisi olarak çalışan DİSK’e bağlı Gemi Yapımı ve Deniz Taşımacılığı, Ardiyecilik ve Antrepoculuk İşçileri Sendikası (Limter-İş) Genel Sekreteri Hakkı Demiral, Gazete Duvara yaptığı açıklamada, tersane işinde çalışan işçilerin çoğunun vasıfsız olduğunu belirterek, "Ağır ve tehlikeli iş sınıfında olan tersanelerde fazla çalışma yasak olduğu halde işçiler günlük 12 saat çalıştırılıyorlar. Sayın Demiral'ın bu açıklamasını okuyunca aklıma bir süre önce, "artık Türkiye’de 11-12 saat çalışılmıyor' diyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin’in açıklaması geldi. Şimdi sayın bakana, soruyorum: Siz hangi ülkenin bakanısınız? En ağır işlerde 12 saat çalışıldığına göre, hafif iş sınıfına giren işyerlerinde kaç saat çalışılıyor olabilir bilginiz var mı? Olduğunu sanmıyorum çünkü artık denetim yapmıyorsunuz.
Limter-İş Genel Sekreteri Hakkı Demiral açıklamasının devamında, konuyu araştırdıklarını, Yasin Demirdağ’ın vefat ettiği iş kazasında işverenin, “’Biz işçiyi 3 kere uyardık ama uymadı’ demesinin geçerliliğinin olmadığını, mevzuata göre işverenin uyarıya uymayan işçiyi çalıştırmama hakkının bulunduğunu vurguluyor. Yaşanan iş cinayetinin fotoğraflarını incelediğini belirten Demiral, ölen işçi Demirdağ’da takılı emniyet kemerinin belden bağlanan kısmının bulunmadığını tespit ettiğini, belden bağlanan kısmı olmayan emniyet kemerinin bacaktan ve koldan takılı olmasının tek başına koruyuculuğunun olmadığını belirtiyor.
Son yıllarda hafızalarda olan, Soma, Ermenek, Torunlar, Düzce Havai Fişek Fabrikası gibi toplu işçi katliamlarının yanı sıra birçok iş cinayetinin yaşandığı ve bunların olağanlaştırıldığı, en yetkili ağızdan, "Kaza bu işlerin fıtratında var." açıklamasının yapıldığı, iş cinayetlerinin topluma kanıksatıldığı, işsizliğin insanların belini bükmesinden dolayı insanların en ağır şartlarda çalışmaya mahkum edildiği bir ülkede, bugünden yarına çalışma hayatının kontrol altına alınacağını ve devletin kurallı çalışmayı işverenlere kabul ettireceğini beklemek kendimizi kandırmak olur. Zira ağzını her açtığında, daha çok üretimden ve sanayide çarkların dönmesi zorunluluğundan dem vuran hükümet sözcülerinin, insan hayatına dair konuştuğuna şahit değil bu ülke insanı.
İş cinayetinde hayatını kaybetmiş bir insanın, ölüm nedenini gizleyerek maliyeti düşürmek için gerekli iş güvenliği tedbirlerini almayan ve 19 yaşında genç bir insanın ölümüne yol açan işverenin kusurunu örtbas etmek üzere, ölmüş işçinin ölü bedenine koruyucu malzeme giydirmeye çalışmak veya kusurlu malzemeyi çıkarmaya çalışmak suçtur. Ve bunun ne akılla ne de vicdan ile açıklanacak bir yanı yoktur. Ne yazık ki gerek dünyada gerekse yaşadığımız ülke Türkiye’de her şeyin para kazanmak için kurgulandığı vahşi üretim biçimi, vicdanları önce kör etti, sonra komaya soktu ve en sonunda da öldürdü.