Menü Emek Haber - Diyarbakır Haberleri - Son dakika Diyarbakır Haberleri
Veli Beysülen

Veli Beysülen

Tarih: 12.05.2023 00:01

Gelir Dağılımı Adaletsizliğinde Uçurum

Facebook Twitter Linked-in

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 4 Mayıs 2023 tarihinde 2022 yılı gelir dağılımı istatistiklerini açıkladı.

TÜİK’in 2022 yılı için yayınladığı Gelir Dağılımı İstatistikleri ile Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçları, bir önceki takvim yılı olan 2021 yılını referans almaktadır. Gelir hesaplamalarında; hanehalkı gelirleri, hanehalkı büyüklüğü ve kompozisyonu dikkate alınmak suretiyle eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri belirlenmektedir. Bu şekilde yapılan son araştırma sonuçlarına göre; en yüksek gelire sahip %20'lik grubun toplam gelirden aldığı pay bir önceki yıla göre 1,3 puan artarak %48'e çıkarken, en düşük gelire sahip %20'lik grubun aldığı pay 0,1 puan azalarak %6 oldu.  

Buna göre toplumun en yüksek gelir elde eden %20’sinin geliri en düşük gelir elde eden %20'sinin elde ettiği payın 8 katı olurken, en fazla pay alan %10'unun elde ettiği gelirin en az pay alan %10'unun elde ettiği gelire oranı ise 13,7'den 14,2'ye yükseldi.  

İstatistik Bölge Birimleri Sınıflandırması'na (İBBS) göre en düşük gelir Van, Muş, Bitlis, Hakkari bölgesinde gerçekleşti. Bu alandaki araştırma sonuçlarında 2022 yılında Türkiye'de yıllık eşdeğer hanehalkı kullanılabilir ortalama fert geliri 48 bin 642 TL iken, İBBS 2. Düzey bölgeleri itibarıyla en yüksek olduğu bölge 69 bin 904 TL ile İstanbul bölgesi oldu. Bu bölgeyi, 59 bin 798 TL ile Ankara bölgesi ve 59 bin 272 TL ile İzmir bölgesi izledi. 23 bin 063 ortalama ile en düşük yıllık ortalama eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert gelirinin gerçekleştiği iller Van, Muş, Bitlis, Hakkari bölgesi oldu. 

Evet bu veriler, devletin resmi istatistik kurumu TÜİK tarafından açıklanan veriler. Başta enflasyon ve işsizlik verileri olmak üzere, son yıllarda açıkladığı birçok veri tartışmalı olan TÜİK’in açıkladığı bu veriler, ülkede iktidar ile çevresinde kümelenmiş bir avuç yandaş hariç hemen herkesin hemfikir olduğu gelir dağılımındaki adaletsizliği gözler önüne seriyor. Ne yazık ki bu veriler, Türkiye’nin hem gelir grupları hem de bölgeler arasında ciddi bir gelir eşitsizliği yaşadığını gösteriyor.    

Yaşı 25 ve üstü olanlarımız hatırlarlar, 3 Kasım 2002'de AKP’yi iktidara taşıyan temel vaatlerinden birisi 3Y ile mücadele vaadiydi. Peki, neydi 3Y? Yolsuzluk, Yasaklar, Yoksulluk. Bunlarla mücadele etme vaadiyle iktidar olan AKP, 21 yıllık iktidarında bırakın bu sorunları çözmeyi, her üçünde de iktidar olduğu 2002 yılının öncesini fersah fersah aşmış bulunuyor. Öyle ki bu üç sorun artık AKP iktidarını en iyi tanımlayan üç sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.  

Son yıllarda dünyada yoksullukla mücadele konusunda bazı kararlar alındı. Ancak  özellikle Türkiye gibi, sermayeye kaynak aktarmaya ilişkin ekonomi politikasının uygulandığı ülkelerde bu kararların hayata geçirildiğini söylemek mümkün değildir. Örneğin; 25 Eylül 2015’te yapılan Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi'nde kabul edilen, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından birisi, “Yoksulluğun tüm biçimlerini her yerde sona erdirmek” olarak karar altına alınmıştır. Ne yazık ki, AKP iktidarının yoksullukla mücadele programının buna uygun olduğu söylenemez. Bu nedenle Türkiye’de aşırı yoksullukta ciddi bir artış söz konusu. Dünya Bankası, ülkeler arası yoksulluğu ölçmede öncelikle “yoksulluk” tanımına dair tespiti için bir gösterge belirlemiştir. Dünya Bankası'nın göstergesine göre 2017 yılı uluslararası fiyatları üzerinden günde 2,15 doların altında gelire sahip kişi yoksul olarak kabul edilmektedir. Bir ülkenin uluslararası yoksulluğunu belirlemek için ise, önce Satın Alma Gücü Paritesi'ndeki (SGP) uluslararası yoksulluk sınırı 2017 fiyatları bazında yerel para birimlerine, sonra da Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) kullanılarak ilgili hanehalkı araştırması sırasında geçerli olan fiyatlara dönüştürülmektedir. Daha sonra, ülke yoksulluk oranı hesaplanmaktadır.  

Yukarıda belirttiğim gibi, 3Y ile mücadele edeceği vaadiyle 2002 yılında halkın kendisinden önceki siyasi kadrolara tepkisini sandığa taşıyarak iktidar olan AKP döneminde, yoksulluk sınırı ilk etapta düşmüş olsa da son yıllarda ciddi bir artış vardır. 2018 yılında sıfır noktasına yakın bir değere gerilemiş olan yoksulluk göstergesinin bir sonraki yıl olan 2019 yılında ciddi bir şekilde artması, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'nin diğer birçok alanda olduğu gibi yoksullukla mücadele konusunda da başarısız olduğunun göstergesidir. Üstelik 2020 ve sonrası yıllarda uygulanan ekonomi politikalarındaki başarısızlık, yüksek enflasyon ve işsizlik oranlarındaki artış, emek gelirlerinin gerilemesi, vergi yoluyla halktan toplanan kaynağın ihale yöntemiyle maliyetinin çok üstünde bedellerle sermayeye aktarılması, vergi bağışı adı altında sermayeden vergi alınmasından vazgeçilmesi gibi birçok uygulama ile gelir dağılımında bozulma çok üst seviyelere çıkmış bulunuyor.

 Evet, tüm göstergeler AKP iktidarının 2017 yılına kadar göreli yoksulluğu belli ölçülerde azalttığını gösterse de 2017 yılından sonra, özellikle 24 Haziran 2018 tarihinde geçilen tek adam yönetiminde göreli yoksulluk sınırında ciddi ve keskin artışların hız kazandığı görülüyor. Bu durum AKP iktidarının yoksullukla mücadelede başarısız olduğunu göstermektedir. Zira AKP yoksulluğu ortadan kaldırmayı değil, yönetmeyi iktidarının garantisi olarak görüyor.  

Ne yazık ki 21 yıllık AKP iktidarının en önemli hüneri genelde sorunlarla mücadele ediyormuş görüntüsü vermesidir. Özellikle yoksullukla mücadele ediyor gibi davranmakta oldukça hünerlidir. Halbuki AKP gibi popülist politikalara sahip bir parti ile başındaki pragmatist lider Recep Tayyip Erdoğan için yoksulluğu temelli yok etmek yerine onu arttırarak yönetmek, kendilerine siyasi açıdan daha fazla getiri sağlamaktadır.  

Burada 1802 – 1885 yılları arasında yaşamış ünlü Fransız aydın ve yazar Victor Hugo’nun, bir sözünü hatırlamakta yarar var: "Siz, yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz…Biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk istiyoruz. O yüzden anlaşamıyoruz..." Evet Victor Hugo bu sözü boşuna söylememişti. Zira Hugo’nun yaşadığı dönemin hemen öncesinde, 1700’lü yılların sonu 1800 yılların başı, imtiyazlı soylu sınıfa dayanan feodalizmin yerini kapitalizm almış ve Cumhuriyet kurulmuştu. Kuşkusuz bunu sağlayan eşitlik ve özgürlük şiarı üzerinden yükselen 1789 Fransız Devrimi'ydi. Ancak burjuvazi hakimiyetini pekiştirdikçe, devrimin bu belirleyici şiarının gerçekleşmesini engelledi ve eşitsizlikler artarak devam etti. Böylece devrimde önemli rol oynamış olan köylüler ile kent yoksullarının yoksullukları katlandı. Başta Fransa olmak üzere Avrupa genelinde yoksulluğun ortadan kaldırılması için ciddi mücadeleler veriliyordu. Devlet yönetimi ile burjuvazi bir yandan bu mücadeleleri, zaman zaman şiddet kullanarak bastırırken, diğer yandan ise yoksullara yardım ederek güler yüzlü görünmeye çalışıyordu. Kuşkusuz asıl amaçları, onları kendilerine bağımlı hale getirmek ve iktidarlarının devamı için kullanmaktı. Hugo gibi aydınlar, yoksullaştırdıkları halka, devlet bütçesinden yaptıkları yardımlarla iktidarlarının devamını sağlamaya çalışan yönetimlere karşı verilen mücadelenin başını çekiyorlardı.  

Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşundan 1950’li yıllara kadar muhtaç insanlara hayırseverlik anlayışı ile yardımlar yapılırken, ikinci dünya savaşından sonra, gelişen sosyal devletin oluşturduğu kurumlar eliyle sürdürüldü. Böylece yardımların, o gün için ülkeyi yöneten siyasi iradenin hayırseverliği ile yapıldığı görüntüsü ortadan kalkıyordu. Bu uygulama 1980'lı yılların başına kadar sürdü. 1983 yılında iktidar olan ANAP döneminde kurulan FAK/FUK Fonu üzerinden yoksullara devlet yardımı sağlanmaya çalışıldı. Bu fon üzerinden yoksullara devlet tarafından yapılan yardımlar, günün iktidarının lütfu olarak gösterildi ve oy alma aracına dönüştürüldü. Halbuki asıl olan yoksulları yardımlarla yaşatmak değil, yoksulluğu ortadan kaldıracak tedbirler almak ve yardım edilecek yoksul bırakmamaktır. 21 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin uyguladığı emek karşıtı ekonomik program sonucu bugün Türkiye nüfusunun 1/4’ü yoksul kategorisindedir.  

Kuşkusuz bu ülkede bunca insanın yoksul olması ülkeyi yönetenlerin ayıbıdır. Ancak bu ayıp ülkeyi yönetenleri utandırmadığı gibi, 21 yıldır ülke kaynaklarının paylaşımında tercihini sermayeden yana yapan AKP yoksullaştırdığı insanların yoksulluklarını suistimal ediyor ve "Muhalefet gelirse aldığınız yardımı kesecek." diyerek yoksulların yoksulluklarını oya tahvil etme politikası uyguluyor. O zaman, milyonlarca yoksula düşen sandıkta hesap sormaktır. Bunun için fazla şeye gerek yok, sandığa giderken yoksulluğundan dolayı alamadıklarını aklında bulundurması yeterli!             


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —