Menü Emek Haber - Diyarbakır Haberleri - Son dakika Diyarbakır Haberleri
Veli Beysülen

Veli Beysülen

Tarih: 24.02.2024 00:01

DİSK 57. kuruluş yıldönümünü kutladı

Facebook Twitter Linked-in

“BİZLER; Türk işçi sınıfının tüm çıkarları, hakları ve özgürlükleri ve de onuru için bir araya geldik. Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı and içmiş insanlarız.”

Bu paragraf, 13 Şubat 1967 tarihinde kurulan Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun (DİSK) kuruluş bildirgesinden. Kısacası bundan 57 yıl önce kurulan DİSK’in kurucuları, emperyalizmin bu ülkeyi dolayısıyla işçi sınıfını mahvetmek istemesine karşı çıkacaklarına dair and içerek yola çıkmışlardı.
 
İkinci emperyalist paylaşım savaşının ardından, 1950 yılında iktidar olan Demokrat Parti'nin izlediği politika sonucu, Türkiye 1950 yılında ABD’nin yanında savaşmak üzere Güney Asya ülkesi Kore’ye asker gönderilmesiyle başlayan süreçte, 1952 yılında Kuzey Atlantik Paktı'na (NATO) üyeliğine kabul edildi. Türkiye’nin Batı blokunda yer almasıyla birlikte özellikle Demokrat Parti iktidarı döneminde, emperyalizmin yayılmasının silahlı gücü bu paktın başını çeken ABD ile girilen ilişkiler, ülkenin hızla ekonomik ve siyasi yönlerden bağımlı hale gelmesine yol açıyordu. Öte yandan ABD’nin başını çektiği kapitalist/emperyalist blokun, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ile onun başını çektiği Varşova Paktı'nı bahane göstererek dünya genelinde başlattığı bölgesel savaşlar dünyada tepki çekiyordu. Bu tepki dünya genelinde anti-emperyalist dalganın yükselmesini sağladı. Tüm bu gelişmelerden azade olmayan Türkiye’de yükselmekte olan işçi sınıfı mücadelesinin başını çeken sendikacılar, DP iktidarı ile başlayan ve 1960 darbesi sonrasında da sürdürülen kapitalist/emperyalist Batı güdümlü politikanın sakıncalarını gördüler ve buna karşı seslerini yükselttiler. Nitekim 1967 yılında DİSK’i kuranlar, anti-kapitalist, anti-emperyalist karşıtlığını öne çıkararak yola çıktılar.    
 
Türkiye’de 1940’lı yılların sonunda sendikaların kurulmasının yasal güvence altına alınmasıyla, 1952 yılında Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) kuruldu ve sendikal hareket merkezi yapıya kavuştu. Kavuştu ancak TÜRK-İŞ yönetimi işçi sınıfı mücadelesinden kopuk sendikal anlayışı ile sendikal hareketi sistemin yedeğine almanın çabası içindeydi. Dolayısıyla bu anlayışı reddeden sendikalar arayış içine girdiler ve 1967 yılında DİSK’i kurdular.  
 
Kuşku yok ki, böyle bir anlayışla yola çıkan DİSK yerli ve yabancı sermaye ile kapitalist/emperyalist sisteme sırtını dayamış iktidarın uykularını kaçırıyordu. Devlet politikasının dışına çıkarak, “Demokratik Kitle ve Sınıf Sendikacılığı” ile işçi sınıfını örgütleyen DİSK’i sendikal hayattan tasviye etmenin yollarına başvurmaya başladılar. 1961 Anayasası'nın kısmen özgürlükçü, örgütlenmeyi esas alan yapısından dolayı bunu başaramadılar. Devlet, sermaye ve siyasetin önemli bir kısmının açık ve gizli iş birliği ile yapılan tüm engellemelere rağmen Türkiye sendikal hareketinin en güçlü dönemi, DİSK’in etkin olduğu 1960-1980 arası dönemdir. DİSK, 1970 yılında kendisini sendikal alandan tasfiye etmek üzere TBMM’ye sunulan kanun değişikliğine karşı, şanlı 15-16 Haziran işçi direnişini gerçekleştirdi. Kuşku yok ki bu direnişin gerçekleşmesinin altında, kurulmasının üzerinden 3 yıl geçmiş olan DİSK’in bu kısa sürede işçi sınıfına verdiği güven yatıyordu. Öyle olmasa konfederasyonun toplam üye sayısından fazla sayıda işçi sokağa çıkmaz ve iki gün boyunca hayatı durdurmazdı.
 
DİSK’in bu mücadele çizgisiyle işçi sınıfına verdiği güven, 1970’li yıllar boyunca önemli kazanımlar elde edilmesini sağladı. Bu nedenle DİSK 12 Eylül faşist darbesinin ilk hedefi oldu. Faaliyetleri durduruldu. Yönetici ve temsilcileri işkencelerden geçirildi ve sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Tüm bu baskı ve zulme rağmen, yargılamalardan başı dik çıkan DİSK ve bağlı sendikalar, darbeden 12 yıl sonra sendikal mücadeleye geri döndüler. Ancak, 24 Ocak 1980 yeni liberal ekonomi programının sorunsuz uygulanması için yapılan 12 Eylül faşist darbesi ile başlayan, iktisadi açıdan liberal, siyasal açıdan otoriter ve baskıcı rejim nedeniyle, örgütlenmenin ve hak aramanın koşulları oldukça ağırlaşmıştı. Zira başta %10 işkolu barajı olmak üzere, anayasa ve yasalardan kaynaklanan birçok engelin yanı sıra iş hayatında işverenlere tanınan geniş yetkilerin pervasızca kullanılması, anayasa ve yasaların tanıdığı örgütlenme ve toplu pazarlık haklarını kullanan işçilerin işten çıkarılmalarının cezasız kalması, örgütlenmenin önünde ciddi engellerdi.
 
Her şeye rağmen DİSK’e bağlı sendikalar hızla örgütlendiler ve birçok işkolunda %10 işkolu barajını aşarak sendikal mücadelede yerlerini aldılar. Tüm bu mücadelelerden aldığı güçle yoluna devam eden DİSK, bu yıl 57. kuruluş yıldönümüne denk gelecek şekilde 9-10-11 Şubat tarihlerinde 17. Olağan Genel Kurulu'nu gerçekleştirdi. Dünyanın birçok ülkesinden sendikacıların konuk olarak katıldığı 3 gün süren genel kurulun son gününde yapılan seçimlerle DİSK’i 4 yıl yönetecek yönetim kurulu da belirlendi. Dev. Sağlık-İş ve DİSK Genel Başkanı Dr. Arzu Çerkezoğlu’nun yeniden genel başkanlığa seçildiği genel kurulda Dev Maden-Sen Genel Başkanı Tayfun Görgün genel sekreterliğe, Genel-İş Sendikası Genel Başkanı Remzi Çalışkan, Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Özkan Atar, Lastik-İş Sendikası Genel Başkanı Alaaddin Sarı, Tekstil-İş Sendikası Genel Başkanı Kazım Doğan ile Genel-İş Sendikası önceki dönem genel sekreteri Şükret Sevgener yönetim kurulu üyeliklerine seçildiler.
 
DİSK Yönetim Kurulu'nun, önümüzdeki 4 yılda yapacağı çalışmalara yön verecek siyasi, ekonomik ve sosyal alanlara dair bir dizi kararın alındığı genel kurulda ülkenin birçok sorunun irdelendiği genişçe bir sonuç bildirgesi de kabul edilerek kamuoyuna açıklandı.  
 
“Cumhuriyet’imizin ikinci yüzyılının ilk yılında toplanan DİSK 17’nci Genel Kurulu, geçmiş yüzyılın emeğini savunma, kazanımlarına sahip çıkma ve Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını, 'emeğin yüzyılı' olarak örgütleme iradesini ortaya koymaktadır.” diye başlayan bildirge, “Ülkemizi içinde bulunduğu ekonomik, politik ve toplumsal kriz ortamından çıkarmak, 'cumhuriyeti halk egemenliğiyle güçlendirmek' şarttır. Nüfusunun neredeyse dörtte üçünün ücret gelirleriyle yaşamını sürdürdüğü bir ülkede halk egemenliğinin zorunlu koşulu örgütlü işçi sınıfıdır.” şeklinde devam etmektedir.
 
Türkiye ve Dünya’da yaşanan gelişmelerin ele alındığı bildirge de işçi sınıfı örgütleri sendikaların, son yarım asırda sermaye saldırılarına maruz kaldığının altı çizilerek, işçi sınıfının örgütlenmesinin gerilediği ülkelerde emeğin toplam ülke gelirinden aldığı payın da gerilediği vurgulanıyor.
 
Bildirgenin sonuç bölümünde yer alan DİSK’in mücadele hedefleri ise şu şekilde:
“Sermaye düzenine karşı insanı ve doğayı önceleyen toplumcu/kamucu politikaları savunan DİSK’in mücadelesi, Cumhuriyet’i kendi gerçek anlamına kavuşturarak, sermayenin değil halkın egemenliğiyle yeniden inşa etme, ikinci yüzyıla taşıma mücadelesidir. Büyük oranda ücretli çalışanlardan oluşan bir toplumda, halk egemenliğinin teminatı, olmazsa olmaz koşulu işçi sınıfının örgütlü olmasıdır. Bu nedenle işçilerin sendikalı olmasını engelleyen her türlü yasak ve sınırlamanın kaldırılması ile toplu sözleşme ve grev hakkının bir özgürlük olarak tanınması, sadece ilk yüzyıldaki kazanımları korumanın değil Cumhuriyet’i ikinci yüzyılda 'Demokratik ve sosyal bir Cumhuriyet' olarak yeniden kurmanın temel koşuludur. Demokratik ve bağımsız bir sınıf örgütü olarak DİSK, örgütlenmesini hızlandırarak ve işçi sınıfının emek, demokrasi ve adalet mücadelelerinde öncü rolünü güçlendirerek memleketin ve işçi sınıfının güvencesi olmaya devam edecektir.” denmektedir. Gerek DİSK’in kuruluş bildirgesinde gerekse 57 yıl sonra yapılan 17. Olağan Genel Kurulu'nun sonuç bildirgesinde, sermayeye karşı mücadelenin altının çizilmesi önemlidir.  
 
DİSK Genel Kurulu'nun hemen ardından, Erzincan İliç’te meydana gelen ve 9 işçinin toprak altında kaldığı maden faciası, maden çıkarma ve işlemede uluslararası tekellere imtiyazlar tanındığını gözler önüne serdi. Facianın ortalığa saçtıkları, DİSK’in kuruluş bildirgesinde ki, “Bizi mahvetmek isteyen emperyalizm” vurgusunun doğruluğunu kanıtlamaktadır. Facianın hemen ardından maden sahasına giden DİSK heyeti adına burada bir açıklama yapan Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu, tüm bunlara değinerek sürecin takipçisi olacaklarını vurguladı. Toprak altında kalan işçilerin aileleri ile de bir araya gelen DİSK heyeti, konfederasyon olarak ailelerle dayanışma içinde olunacağını vurguladı. DİSK’in yanı sıra KESK, TMMOB ve TTB heyetleri de maden sahasında incemeler yapmak üzere bölgeye gittiler. Ancak İşçi Konfederasyonları TÜRK-İŞ ile HAK-İŞ’in herhangi bir açıklaması basında yer almadı.
 
Kuşkusuz suskun işçi sendikaları bu ülkenin işçiler için yaşanılmaz bir ülke haline gelmiş olmasında önemli bir paya sahiptirler. Bu nedenle, iyi ki DİSK ve yol arkadaşları varlar!
 
Kısacası; DİSK yönetici ve  üyeleri, "İNADINA SENDİKA, İNADINA DİSK!" sloganını boşuna atmıyorlar.    
            
            


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —