Menü Emek Haber - Diyarbakır Haberleri - Son dakika Diyarbakır Haberleri
Veli Beysülen

Veli Beysülen

Tarih: 28.04.2023 00:54

Dikkat, Viraj Çok Keskin!

Facebook Twitter Linked-in

Başta partili Cumhurbaşkanı, 21 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin parti sözcüleri bakanlar, yandaş medya yorumcuları, kalemşor köşe yazarları ağızlarını her açtıklarında eski Türkiye’nin olumsuzluklarını ileri sürmek suretiyle kendilerinin farklı olduklarının, dolayısıyla yönettikleri Türkiye’nin yeni bir ülke olduğunun mesajını vermeye çalışıyorlar.  

Elbette eski Türkiye yok, zira artık eski dünya da yok. Sözgelimi gelişen teknoloji ve bunun sonucu olan dijital iletişim sayesinde, evinde oturan insan düğmeye bastığında dünyada olup biten her şeyi anında öğrenme olanağına sahip. Öte yandan eskiden ulaşım yaya veya binek hayvanlarıyla günler, haftalar hatta aylar sürerken, bugün insan hayatına girmiş ulaşım araçları ile insanlar kentten kente hatta ülkeden ülkeye saatler içinde ulaşabiliyorlar. Yaşanan teknolojik ve dijital gelişmenin dünyayı küçülttüğü ve uluslararası sermayenin bütün dünyayı tek bir pazar haline getirdiği günümüzde, AKP’nin bu ürünleri kendi icadıymış ve sadece Türkiye’de kullanılıyormuş gibi sunması, "Geçmişte hiçbir şey yoktu. Havaalanlarını, otoyolları ve köprüleri biz yaptık, üniversiteleri biz açtık, evlerinizde buzdolabı, çamaşır makinası, televizyon yoktu, hepsini biz getirdik." şeklinde ifadeler kullanması algıyı yönetme taktiğidir. Elbette iktidar sadece bununla da yetinmiyor. Bundan 80-85 yıl önce, ikinci emperyalist paylaşım (ikinci dünya) savaşına girmeyen genç Türkiye Cumhuriyeti'nde yurttaşlara karne ile ekmek verilmesini kullanıyor. 1973 yılında dünya genelinde yaşanan büyük petrol krizi sürecinde petrol ürünleri kıtlığının yol açtığı kuyrukları kullanıyor. Kısacası iktidar, iş yapamamanın üstünü 50 ile 80 yıl öncesinin Türkiye’sini karalayarak örtmeye çalışıyor. Bunu en çok da geçmişi bilmediğini düşündüğü genç kuşaklara yönelik yapıyor.

İlginçtir iktidar sadece geçmişi karalamakla kalmıyor. Özellikle son yıllarda, 21 yıldır ülkeyi yöneten kendisi değilmiş gibi, ülkenin yaşadığı çoklu krizin, işsizliğin, gelir adaletsizliğinin, yoksulluğun, yolsuzlukların hukuksuzluğun sorumluluğunu muhalefete, dış güçlere Türkiye’yi kıskanan batı ülkelerine yüklüyor. Bunu yaparken, ülkeyi borçlandırarak yandaş şirketlere yaptırdığı otoyolları, köprüleri, tünelleri, havaalanlarını ve şehir hastanelerini ise kendi başarı hanesine yazıyor. Halbuki bu projeler başarı değil. Zira eğitim, sağlık, bilim, teknoloji, tarım ve sanayiye yatırılması gereken kaynaklar, bu projelere, yüksek faizle kredi veren uluslararası tefeciler ile bu projeleri yapan yandaş şirketlerin kasalarına aktarılıyor. Kaldı ki karaladığı geçmişte, halkın ürettiği ürünleri üretim alanından alıp kendisine ait tesislerde istihdam ettiği personelin emeği ile işleyen ve ürettiği ihtiyaç ürünlerini yoksul Anadolu halkına uygun fiyatlarla arz eden, kamuya ait milyarlarca lira değerindeki tesisleri özelleştirme adı altında sermayeye peşkeş çekti.  

Ülkede tarım ve hayvancılık bitti. Gıda ürünlerinin fiyatlarına yetişmek artık mümkün değil. Örneğin; 2021 yılı sonunda 3 lira olan kuru soğan bir yıl içinde %314,6 oranında artarak 2022 yılı sonunda 12,77 liraya, 2023 yılının 4. ayında yani bu günlerde 30 liraya yükseldi. Buna göre soğanın fiyatı, 2021 yılı sonundan bugüne geçen 16 aylık süre içinde %1000 oranında arttı. 2021 yılı sonunda 63 lira olan dana etinin kilosu ise %500 artışla bugün 300 liranın üstüne çıktı. Elbette sadece bu iki ürünün değil, tüm gıda ürünlerinin fiyatları özellikle son iki yılda buna yakın oranlarda arttı. Tüm bu gerçeklere rağmen, iktidar TÜİK’e enflasyonu düşük açıklatmak suretiyle 6 aylık veya yıllık dilimler halinde enflasyon oranında maaş artışı verdiği çalışanlar ile emeklilerin maaşlarını aşağı çekiyor. Yani bu ülke nüfusunun emekçi büyük çoğunluğunun maaşlarının satın alma gücü her gün daha fazla geriliyor.

 Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, uzun süre enflasyonun düşeceği tarihe ilişkin tahmin totosu oynadıktan sonra AKP Milletvekili adayı gösterildiği Mersin’de katıldığı aday tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, “Geçtiğimiz yılın (2022 yılı) Kasım ayından itibaren gerileme eğilimine giren ve mart ayında yüzde 50,5 seviyesine gelen enflasyon, her geçen gün aşağı doğru belini kıra kıra iniyor." dedi. Halbuki enflasyon gerilemiyor. Yalnızca, önce ki enflasyon artışı ile yükselmiş olan fiyatların üstüne gelen zam düşüyormuş gibi görünüyor. Bir örnekle açıklamak gerekirse; 2 yıl önce 100 lira olan bir mal, 1 yıl içinde 200 liraya yükseldiğinde fiyatı %100 artmış olur. Sonraki bir yılın sonunda 300 liraya yükseldiğinde ise bir önceki yıla göre %50 artmış olur. O zaman ortalıkta düşen bir enflasyon yok, sadece artmış fiyatların yüzdesine göre düşmüş gibi görünen enflasyon var. Kaldı ki, hayat pahalılığı sadece fiyatların artması değil, ücretlerin fiyat artışları oranında artmaması da hayat pahalılığıdır. Yani ücretliler, ücretleri ile bir yıl, altı ay, bir ay hatta bir hafta önce, herhangi üründen alabildikleri miktarı alabiliyorlarsa ücretlerinin reel değeri (satın alma gücü) korunmuş, alamıyorlarsa yoksullaşmıştır. Maalesef Türkiye’de yıllardır enflasyon piyasada gerçekleşen oranın çok altında açıklanmakta ve tüm ücretlilerin ücretleri erimektedir.

 Tüm bu gerçekler ortadayken, özellikle 21 yıldır ülke yönetiminde tek yetkili olan ve her şeye tek başına karar veren AKP Genel Başkanı partili Cumhurbaşkanı Erdoğan zaman zaman partililerine, “Genç kuşaklara eski Türkiye’yi anlatın.” talimatı vermektedir. İktidarın en sık başvurduğu yöntem ise; kendisine muhalefet eden herkesi, darbeci, terörist, terör işbirlikçisi veya büyüyen gelişen Türkiye’yi engellemek isteyen kıskanç dış güçlerin adamı olmakla suçlamasıdır.  

Elbette iktidarın özellikle muhalefeti terör ve dış güçlerin işbirlikçisi diye yaftalaması toplumda derin yarılmalara yol açıyor ve sokağa yansıyor. Yine seçime sayılı günler varken, iktidar bloku sözcülerinin hayat pahalılığı ile yoksullaşmanın insanları açlığa ve sefalete sürüklediği yönünde yapılan eleştirilere, “Bu seçim açlığın değil, vatanımıza sahip çıkmanın seçimidir. Önemli olan aç kalmak değil vatanımızı korumaktır.” şeklinde cevap vermeleri, toplumda muhalefetin vatana ihanet ettiği algısına yol açıyor ve başta muhalefet blokunun Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, topyekûn muhalefete yönelik provokatif saldırıların artarak devam etmesine sebep oluyor. Zira seçimi kaybedeceğini gören iktidar bloku sözcülerinin yaptıkları açıklamalar ile yerel birimlerinin muhalefetin çalışmalarını provoke etmek üzere hazır kıta tuttukları mobilize yandaşları, muhalefetin propaganda çalışmalarını engelleyecek provokasyonlarını arttırarak sürdürüyorlar. Buna devlet memurluğu sorumluluğunu geri plana iterek parti görevlisi gibi davranan mülki amirler ile güvenlikten sorumlu emniyet amirleri de eklenince seçim sürecinin zorlu geçeceği görülüyor.

Tüm bunlara bakıldığında, bir asırlık cumhuriyetin kaderini belirleyecek olan 14 Mayıs cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerine giden Türkiye’nin, gelecek yolculuğunun en keskin virajından geçtiği tartışma götürmez bir gerçektir. Zira bu seçim, birçok yönüyle geleceğin Türkiye’sinin rotasını belirleyecek bir seçimdir. Bu seçim, 21 yıldır ülkeyi ucuz emek cenneti haline getiren, sermaye politikalarının uygulayıcısı, halkın yoksullaşması pahasına halktan toplananı, bir avuç sermayeye aktarmayı yeni ekonomik model diye topluma dayatan iktidar ile adil paylaşımı savunan, sosyal devleti ayağa kaldırarak yoksullaşmanın önüne geçeceğini taahhüt eden anlayış arasında bir seçimdir. Bu seçim, kadınları ikinci sınıf insan gören ve kadını iş hayatı ile sosyal hayatın dışına atarak eve hapsetmeyi ve ona eş, anne, yaşlı ebeveynlerin bakıcısı olmayı dayatan, kadına şiddeti reva gören çağdışı zihniyet ile kadını hayatın her alanında eşit insan görenler arasındadır. Bu seçim, toplumu etnik, dini mezhepsel farklılıklar üzerinden ayrıştıran ve bundan siyasi rant devşirmeye çalışanlar ile insanların eşit yurttaşlar olarak yaşayacakları bir ülkeye ulaşmayı hedefleyenler arasında bir seçimdir. Bu seçim, her şeyin tek adamda toplandığı, kuvvetler ayrılığı ilkesinin yok edildiği, burjuva demokrasisi kurallarının asgaride de olsa uygulanmadığı, tek adam yönetimini kurumsallaştırmayı hedefleyenler ile asgari düzeyde de olsa demokrasi kurallarının işletildiği, kuvvetler ayrılığı ilkesinin uygulandığı parlamenter sisteme dönmeyi hedefleyenler arasındadır. Kısacası bu seçim, iktidarın iddia ettiği gibi işgal kuvvetlerine karşı vatan savunması değil, "Tek adam yönetiminin devamı mı, demokratik parlamenter sisteme dönüş mü?" tercihlerinin oylandığı referandum niteliğinde bir seçimdir.  

Evet, yukarıda belirttiğim gibi Türkiye Cumhuriyeti keskin bir viraja girmiş bulunuyor. Şimdi yapılacak şey arabayı şarampole savrulmaktan koruyarak düz yola çıkarmaktır. Bunun için öncelikli görev, henüz resmi olarak açıklanmamış olsa da Emek ve Özgürlük İttifakı'nın da aday çıkarmayarak destek vereceği bilinen Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Sayın Kılıçdaroğlu'na düşüyor. Zira Kemal Bey, bir yandan sakin kalarak seçim çalışmalarını sağlıklı bir şekilde yürütürken diğer yandan destekçilerini provokasyonlardan uzak tutmak için azami gayret sarf etmelidir. Kısacası bir bütün olarak muhalefet bileşenlerinin tamamının, sürecin sağlıklı bir şekilde sandığa taşınmasının ve sandığa atılan her bir oyun sonuca yansımasını sağlamak gibi önemli iki görevi vardır. Ancak bu yapıldığında keskin viraj kazasız geçilecektir!             


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —