Menü Emek Haber - Diyarbakır Haberleri - Son dakika Diyarbakır Haberleri
Veli Beysülen

Veli Beysülen

Tarih: 11.08.2022 10:12

Demokrasi yoksa emekçiler kayıptadır!

Facebook Twitter Linked-in

Geçen hafta iki önemli uluslararası araştırmanın verileri basında yer aldı. Bunlardan ilki, uluslararası araştırma ve danışmanlık şirketi IPSOS’un “Eşitsizlik Endişesi Artıyor” başlıklı araştırmasının sonuçlarına ilişkindi. Araştırmaya göre 27 ülke içinde halkı en çok fakirlik endişesi taşıyan ülke Türkiye oldu. Türkiye’de vatandaşların % 86’sı ekonomide durumun kötü olduğunu söylüyor. Üstelik bu araştırma, asgari ücretin, bu yıla özel ikinci kez 1 Temmuz 2022 tarihinden geçerli olacak şekilde, arttırıldığı ve 5.500 liraya çıkarıldığı, kamu çalışanları, işçiler ile emeklilere TÜFE oranında maaş artışlarının verildiği Temmuz ayının araştırmasıdır. Yani, insanların kısmen rahatlamış olmaları gereken Temmuz ayında, ülke nüfusunun büyük bir çoğunluğu ekonomik gidişattan endişeli. Zira Türkiye’deki ekonomik kriz, giderek derinleşiyor. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan, iktidar sözcüleri asgari ücretin 4 bin 253 TL’den 5.500 liraya çıkarılmasıyla halkın omuzlarındaki hayat pahalılığı yükü’nün azaldığını ileri sürseler de bu anketin de gösterdiği gibi halk aynı yönde düşünmüyor.

IPSOS’un Temmuz araştırmasında ortaya koyduğu oran, Türkiye’yi araştırmaya başladığı 2012’den beri ortaya çıkan en düşük skor. Araştırmaya göre Türkiye’de neredeyse iki kişiden biri fakirlik endişesi taşıyor. Fakirlik ve sosyal eşitsizlik konusunda da bir ayda endişe düzeyi 7 puanla rekor seviyede arttı.

Araştırmaya dahil 27 ülke için fakirlik endişesi 100 üzerinden ortalama %33 olurken, Türkiye’de bu oran %46 oldu. Bu oranla Türkiye, 27 ülke arasında sosyal eşitsizlik ve fakirlik endişesinin en yoğun olduğu ülke olarak kayda geçti.

Evet, geçen hafta haberi basında yer alan ikinci rapor ise “Küresel İfade Özgürlüğü Raporu” idi. Bu rapora göre Türkiye ifade özgürlüğü yönünde krizdeki ülkeler içinde yer aldı. Article19 tarafından yayınlanan ve her ülkeye, bireylerin toplumsal hayatta ve sosyal medyada özgürce kendini ifade edebilmesi, sokak eylemlerine katılabilmesi, siyasi lidere erişim, şiddet ya da yaptırımlara maruz kalma korkusu olmadan eylemlilikte bulunmak gibi 25 farklı gösterge üzerinden 100 üzerinden verilen puana göre yapılan sıralamada, 80-100 puan arası puan alan ülkeler 'özgür', 60-79 puan arası ülkeler 'kısmen kısıtlı', 40-59 puan arası ülkeler 'kısıtlı', 20-39 puan arası ülkeler 'büyük ölçüde kısıtlı, 0-19 puan alan ülkelerin ise 'krizde' biçiminde kategorilere ayrıldığı 2022 ifade özgürlüğü raporunda 100 üzerinden 7 puan alan Türkiye, ifade özgürlüğünün krizde olduğu ülkeler kategorisinde yer alarak 161 ülke arasında 141. ülke oldu.

Bu sonuçla Türkiye'nin ifade özgürlüğündeki düşüşü de devam etti. Zira Türkiye geçen seneye göre 3, son 10 yıla göre ise 24 puan kaybetti. Böylece Türkiye bu yıl 7 puanla Mısır, İran, Myanmar ve Burundi ile aynı sırada, 5 puan alan Yemen'in hemen üzerinde yer aldı. Rusya, Irak, Bangladeş, Ruanda, Pakistan, Zimbabve, Sudan ve Afganistan gibi ülkelerin ise gerisinde kaldı.

Araştırmanın ortaya koyduğu bir başka önemli gerçek ise global ölçekte ifade özgürlüğünün kısıtlandığı gerçeğidir. Bir başka deyişle, ifade özgürlüğü konusunda Türkiye'de artarak devam eden kısıtlamalar, dünya geneli için de geçerli. Nitekim 2022 yılı raporuna göre dünya nüfusunun sadece %15'i, yani her 7 kişiden sadece biri düşüncelerini özgürce ifade edebiliyor. Bu nedenle raporda  dünya çapında ifade özgürlüğündeki düşüşe de dikkat çekildi. Buna göre, dünya nüfusunun yüzde 80'i,10 yıl önceye göre daha az ifade özgürlüğüne sahip. En baskıcı ülkelerin de belirlendiği raporda, en özgür ülkeler her yıl olduğu gibi bu yıl da İskandinav ülkeleri ağırlıklı olmak üzere, Avrupa ülkeleri oldular. Bunlar 100 üzerinden 95 puanla Danimarka ve İsviçre, 94 puanla İsveç ve Norveç, 93 puanla Estonya ve Finlandiya, 92 puanla İrlanda ve Portekiz, 91 puanla da Belçika ve Litvanya oldu. 

Kuşkusuz bu raporun bize gösterdiği en önemli gerçeklik, ifade özgürlüğü kısıtlılığının yoksullaşmanın en önemli nedenlerinden biri olduğu gerçekliğidir. Nitekim ifade özgürlüğünün tespitinde göz önüne alınıp, puanlamaya konu edilen, temel haklara bakıldığında, bunların genelinin hak arama özgürlükleri olduğu görülüyor. Söz gelimi, sokak eylemine katılabilme özgürlüğü, şiddet ya da yaptırımlara maruz kalma korkusu olmadan eylemlilikte bulunma özgürlüğü gibi birçok hak arama özgürlüğünün baskılanması, ülkede demokratik hakların askıya alınması sonucu, ülke nüfusunun emekçi büyük çoğunluğu için hak arama yolları kapandığında, emeğin milli gelirden aldığı pay aşağı çekilmekte ve yoksulluk hızla artmaktadır.

Aslında hiçbir zaman tam demokratik bir ülke olamayan Türkiye’de işçi sınıfı mücadelesinin yükseldiği 1960 ile 1980 yılları arasına baktığımızda, çalışanların milli gelirden aldıkları payın arttığı açıkça görülüyor. Aynı şekilde 1989 Bahar Eylemleri'nin ivme kazandırdığı işçi sınıfı mücadelesi ile sınıfın diğer birleşeni olan kamu çalışanlarının sendikal örgütlenme mücadelesini yükselttikleri 1990’lı yıllar diğer yıllara göre önemli kazanımların elde edildiği yıllardır. Kısacası demokrasi ile refahın tabana yayılması arasında birbirinden kopmaz bir bağ vardır. Bir ülkenin demokrasisi ne kadar gelişmiş ise gelir paylaşımı da o kadar adildir. Nitekim ifade özgürlüğünün en yüksek olduğu ülkelere baktığımızda, sosyal devletin güçlü olduğu ve gelir dağılımında adaletin en üst seviyede olduğu görülmektedir..  

Haziran ayında “Başkanlık Rejiminin Dört Yıllık Bilançosu” başlıklı bir rapor yayınlayan Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), 24 Haziran 2018 seçimlerinde geçilen başkanlık rejiminin asgari ücret, enflasyon, işsizlik, döviz kuru ve bölüşüm ilişkileri üzerinde etkilerine dair önemli  tespitlerde bulundu ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen tek adam rejiminin, emekçi büyük çoğunluk için nasıl büyük bir yıkım yarattığını çarpıcı bir şekilde ortaya koydu. Halbuki 24 Haziran 2018 seçimlerinin propaganda sürecinde Cumhurbaşkanı Erdoğan emekçilere, “Bu kur filan, bunların hiçbirisi bizim geleceğimizi belirleyen şeyler değil. Bizim geleceğimizi, biz belirleyeceğiz. 24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz.” şeklinde seslenmişti. Ancak yeni sisteme geçişin üzerinden dört yıl geçmişken, yeni rejimin işçi ve emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarını alabildiğine kötüleştirdiği çok açıktır. Zira dört yılda sermaye sınıfı kâr rekorları kırarken, işçi ve emekçiler sefalet çukurunda yaşamaya mahkûm edildiler

Kur bizim geleceğimizi belirleyemez diyen Erdoğan’ın aksine DİSK-AR’ın hazırladığı rapor durumun öyle olmadığını tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor. Rapora göre 2018 yılının Haziran ayında 4,8 lira olan dolar kuru, 2022 Haziranı'nda 17,4 liraya, Avro ise 5,5 liradan 18,3 liraya yükseldi. Kısacası başkanlık sistemi altında geçen son dört yılda dolar ve avro kurları 3,5 kat arttı. Döviz kurlarında gerçekleşen bu artışa paralel artmayan asgari ücretin döviz cinsindeki değeri aşındı ve emekçilerin alım gücü düştü. 2018 yılında 1603 lira olan asgari ücret 2022 yılında 4253 lira olarak belirlendi. Buna göre dört yılda asgari ücret yüzde 156,3 artmış görünüyor olsa da avro ve dolar karşısında değer kaybetti. Zira Haziran 2018’de 336,8 dolar olan asgari ücret, 2022 yılının ilk altı ayında 245 dolara, 292 avrodan ise 233 avroya geriledi.

DİSK-AR’ın raporuna göre başkanlık rejiminin ülkeyi sürüklediği ekonomik kriz, hayat pahalılığına ve yüksek enflasyona yol açarak milyonlarca emekçiyi işsizliğe mahkum etti. Ücretlerin satın alma gücündeki gerilemesi nedeniyle, yaşam her geçen gün daha da zorlaşıyor. DİSK-AR’ın raporunda TÜİK verileri baz alınarak yapılan değerlendirmede, başkanlık rejimi altında geçen dört yılda resmi enflasyon %15,4’ten Haziran ayı itibariyle %73,5’e yükselirken, emekçileri yakından ilgilendiren gıda enflasyonu ise %18,9’dan yüzde 91,6’ya yükseldi. Raporda vurgulandığı gibi, ülke insanının marketlerde ve pazarlarda karşılaştığı gerçek enflasyon, resmi enflasyonun çok daha üstünde. Bağımsız ekonomistlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu'nun (ENAG) açıkladığı verilere göre, Haziran ayı sonu itibariyle yıllık enflasyon %175.55’ti.

Evet, yukarıda açıkladığım ulusal ve uluslararası araştırma raporları, demokrasinin gelişmişlik düzeyi ile gelir dağılımı arasında kopmaz bir bağ olduğu gerçeğini açıklıkla gözler önüne seriyor. O zaman emek ve meslek örgütlerinin birinci görevi, daha çok demokrasi ve hak arama özgürlüğü talebini yükseltmek ve bunun için mücadele etmektir!

                                                  


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —