Veli Beysülen


Yeni Meclis Gerçek Demokrasiye Geçişi Sağlayabilecek Mi?

.


“27. Dönem Milletvekilleri olarak, milletin tek bir sorununa yapısal çözüm bulabildiğimizi düşünmüyorum. Burada yalnızca saraydan gelen fermanları görüştük. Karar alıcı mekanizma saraydaydı. Ve saray da kendi çıkarları ve yandaşlarının çıkarları için, milletin çıkarı için değil, fermanları Meclis’e gönderdi. Kaynakları daha çok yandaşlarına aktarmak için yasalar çıkarıldı. Biz milletin dertleri için yüzlerce kanun teklifi verdik, ama kanun teklifleri gündeme dahi alınmadı. AKP ve MHP’li milletvekilleri de saraydan gelen fermanlara yalnızca el kaldırdılar.” Bu sözler, 27. Dönem HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’a ait. Garo Paylan, meclisin seçim nedeniyle tatile girdiği gün düzenlediği basın toplantısında bunları söyledi. Bu paragraf, konuyla ilgili uzun ve detaylı bir açıklama yapan Paylan’ın söylediklerinin özeti. 

Sayın Paylan’ın bu söyledikleri, Türkiye’de sistemin tek adama bağlanmasının ülkeyi getirdiği noktayı göstermektedir. Bunun böyle olacağını, değişikliğin kabulü halinde halkın iradesinin temsil eden TBMM’nin etkisiz hale getirileceğini, 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Anayasa referandumunda değişikliğe karşı çıkan “hayır” cephesinde yer alan siyasi partiler, sendikalar, meslek odaları ve demokratik kitle örgütleri söylemişlerdi.

DİSK Emekli-Sen Genel Başkanı görevinde bulunduğum referandum sürecinde, sendika olarak biz de bir yandan DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin düzenledikleri “Hayır” kampanyasına aktif bir şekilde katılıp destek verirken diğer yandan kendi özel kampanyamızı yürütmüş ve yoğun bir çalışma ile değişikliğin kabul edilmemesi için halkı bilgilendirmeye çalışmıştık. Bu sürecin öne çıkan en önemli sloganı, "Biz bir kişiyi seçeceğiz o herkesi seçecek” sloganıydı.  

Maalesef tüm bu çabalara rağmen, referandum günü sandıkların açılmasına 1 saat kalmışken, Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) mühürsüz oyaların geçerli sayılacağı yönünde verdiği son dakika kararıyla, değişiklik paketi tartışmalı bir şekilde kabul edilmiş oldu.  

Böylece yasama ve yargının yürütme üzerindeki denetiminin yok edildiği, her şeye tek bir kişinin karar verdiği, resmi adı “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” literatürdeki adı tek adam yönetimi olan yönetim sistemi anayasal güvenceye kavuşmuş oldu. Anayasa değişiklik paketinin kabul edildiği 16 Nisan 2017 tarihinden itibaren gerekli kanuni altı yapıya hız veren AKP-MHP iktidar bloku, normalde Kasım 2019’da yapılacak olan seçimleri yaklaşık 1,5 yıl öne çekerek 24 Haziran 2018 tarihinde yaptı.  

Türkiye, 24 Haziran 2018 seçimlerinin hemen ardından, geleceği önceden belli olan derin bir ekonomik krize sürüklendi. Her krizde olduğu gibi, bu krizin ağır faturası da bir kez daha ülke nüfusunun emekçi büyük çoğunluğuna kesilirken, geçilen yeni yönetim biçiminden dolayı, halkın iradesini temsil ettiği iddia edilen TBMM yaşananları dışarıdan seyrediyordu. 

2018 yılının sonbaharında, sendika olarak halkın iradesini yok sayan yeni yönetim modelinin, uygulamalarıyla mağdur ettiği emekçi halkın sorunlarına sahip çıkması ve çözüm üretmesi için TBMM’yi göreve çağıran bir imza kampanyası yürütmüştük. 19 Eylül 2018-19 Ekim 2018 tarihleri arasında yürüttüğümüz imza kampanyası metninde ülkenin hızla demokrasiden uzaklaştığı, emekçilerin hak arama eylemlerinin şiddetle bastırıldığı, kanuni grevlerin yasaklandığı, basın açıklamasının bile yaptırılmadığı, İktidara ve politikalarına muhalefet eden bireyler ile kurumsal yapıların terör örgütü üyeliği, dış güçlerin ajanı, işbirlikçi ve hain ilan edildiği vurgulanıyordu.  

Peki, tüm bunların yaşanmasının nedeni neydi? Kuşku yok ki, yeni yönetim modelinde parlamentonun devre dışı bırakılmış olması, bakanların dışarıdan atanması, hükümetin güvenoyu alma zorunluluğunun olmaması. Yani bir bütün olarak hükümet ile tek tek bakanların TBMM tarafından denetlenememeleriydi. Çünkü yeni yönetim modelinde her şeyin belirleyicisi, tüm denetim mekanizmalarından azade tek adamdı.  

Elbette bunun çözümü, kuvvetler ayrılığı ilkesinin hayat bulduğu gerçek parlamenter demokrasiydi. Bunun için TBMM’nin inisiyatif alması ve halkın emekçi büyük çoğunluğunun ihtiyaçlarına uygun ekonomik politikalar uygulamasını sağlayacak kanuni düzenlemeler yapması gerekiyordu. Bu nedenle, biz de yürüttüğümüz imza kampanyasında TBMM’yi inisiyatif almaya çağırıyorduk.  

Aynı imza kampanyasında, yeni yönetim sisteminin bir hedefinin de TBMM’yi devre dışı bırakarak toplumu meclisin gereksizliğine inandırmak ve zaman içinde meclisi kaldıracak adımlar atmak olduğu vurgulanıyor ve meclis acil göreve çağırılıyordu. Kampanyada toplanan imzaları, 25 Ekim 2018 tarihinde o dönem Meclis Başkanvekili olan, CHP Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök’e teslim etmiştik.  

Şimdi Sayın Paylan’ın söylediklerini okuyunca, anayasa referandum sürecinde “Hayır” cephesinin söyledikleri ile sendika olarak bizim 2018 yılında meclisi göreve çağıran imza kampanyasında söylediklerimizin ne kadar doğru tespitler olduğunu bir kez daha anladım ve sizinle paylaşmak istedim.  

Hiç kuşku yok ki, TBMM tek adam yönetimine geçilen 24 Haziran 2018 tarihinden bu yana yeni yönetim sisteminin doğal sonucu olarak Sayın Paylan’ında belirttiği gibi, Saray'dan gelen talimatları yerine getirmekten başka bir iş yapmadı ve halkın hiçbir sorununa çözüm üretmedi. Muhalefetin verdiği kanun teklifleri gündeme alınmayarak meclis raflarında tozlanmaya bırakıldı. Vekillerin verdikleri soru önergeleri ya cevapsız bırakıldı ya da devlet sırrı, ticari sır gibi gerekçelerin yanı sıra çoğu zaman sorulan sorularla ilgisi olmayan gayri ciddi cevaplarla geçiştirildi. Muhalefet partilerinin verdikleri araştırma komisyonu kurulması önergeleri, AKP-MHP iktidar bloku tarafından reddedildi. Kısacası Meclis, işlevi olmayan vekiller topluluğuna dönüştürüldü.

 Şimdi 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılacak seçimin arifesindeyiz. Seçim yarışının kızıştığı bu günlerde siyasetin içine sürüklendiği bloklaşma Türkiye halklarının gerçek sorunlarının tartışılmasının önünü kesiyor olsa da gerek seçilecek Cumhurbaşkanı gerekse meclisin ortaya çıkacak kompozisyonu bakımından bu seçim, Türkiye’nin geleceğinde önemli bir yere sahiptir. Kuşkusuz sandığa gidecek olan 64 milyon seçmen, ya kurumsallığın yok edildiği, her şeye tek kişinin karar verdiği mevcut tek adam yönetiminin devamına ya da asgari düzeyde burjuva demokrasisi kurallarının çalıştırıldığı, yasama, yürütme ve yargının her birinin kendi işlevini yerine getirdiği, yasama ile yargının yürütmeyi denetleyebildiği, kuvvetler ayrılığına dayanan demokratik parlamenter sisteme geçişi seçecek. Seçmen ikinci şıkı tercih ettiğinde, kısmen de olsa denetleme yetkisini eline alabilecektir. Elbette halk bu denetimi bizzat kendisi yapmayacak, seçtiği vekiller ve bu vekillerin yetki verdikleri yargı eliyle yapacaktır. Çünkü demokrasi aynı zamanda, yürütmenin denetlendiği ve hesap verdiği rejimin adıdır. En basitinden halktan toplanan vergilerin nereye harcandığının halk adına denetlenmesi önemlidir. Tek adam yönetiminde bu denetim yapılamıyor. Çünkü meclis adına bu denetimi yapan Sayıştay işlevsiz hale getirilmiş bulunuyor. O zaman tek adam yönetimi, meclis adına halkın vergilerinin nerelere ve hangi verimlilikte harcandığının denetlenmesinin önünde ciddi bir engeldir.  

Ülkenin bugün getirildiği nokta, eskinin tekrarını sağlayacak sistem içi revizyonun yeterli olmayacağını gayet açık şekilde gösteriyor. Parlamenter sisteme dönüleceği vaadinde bulunanların daha cesaretli adımlar atmayı göze almaları gerekiyor. Zira bu ülke toplumunun ihtiyacı, bu yıl ikinci yüzyıla girecek olan cumhuriyetin demokratik cumhuriyete evirilmesidir. Unutulmamalıdır ki, bu ülke halklarının halktan kopuk, kapalı devre siyasal kariyer planlarının yapıldığı, al gülüm ver gülüm anlayışıyla sürdürülen siyaseti kaldırma gücü kalmamıştır. Bu nedenle ortak ideal, cumhuriyetin demokratikleştirilmesinin başarılması olmalıdır.  

Kuşku yok ki, cumhuriyetin demokratikleştirilmesi siyaset kurumunun demokratikleştirilmesi ile mümkündür. Çok açık ki, devletin derinliklerinden bağımsız hareket etme yeteneği bulunmayan parti yönetimlerinin hegemonyasını aşamayan, ikili vesayet altındaki siyasetin, cumhuriyet’i demokrasi ile taçlandırması mümkün değildir! Tüm bu gerçekler, 14 Mayıs’ta sandığa gidecek seçmenin tercihinin önemini gözler önüne seriyor. 64 milyon seçmen olarak asgari müştereğimiz, demokrasi, insan hakları, barış ve hukukun üstünlüğü olduğunda, bunlara ulaşmanın yolunu açacak tercih yapmak kolay olacaktır diye düşünüyorum!                

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.