Veli Beysülen


Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

.


Her yıl 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde, devlet otoritesini elinde bulunduranların baskı, yasak ve engellemelerine inat Türkiye’nin birçok kentinde kadınlar sokağa çıkarlar ve yaşadıkları, şiddet, sömürü, baskı ve zulme karşı seslerini yükseltirler.
 
Peki, 8 Mart Dünya Emekçi kadınlar Günü nedir? Nereden çıkmıştır? Sistemin sözcüleri neden bugüne ısrarla kadınlar günü demektedirler?
 
Bundan tam 167 yıl önce, 8 Mart 1857 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nin New York kentinde, çoğunluğu kadınlardan oluşan 40.000 dokuma işçisi, düşük ücretle uzun süre ve sağlıksız şartlarla çalışmaya karşı birleşerek seslerini yükselttiler. Talepleri gayet net ve insaniydi. İşçiler çalışma sürelerinin kısaltılmasını, eşit işe eşit ücret ödenmesini, çalışma alanlarının sağlıklı olmasını talep ediyorlardı. 
 
İşverenlerle iş birliği yapan New York polisinin greve çıkan işçilere saldırmasından dolayı, işçiler fabrikaya kapandılar ve kapıları kilitlediler. Polis ise fabrikanın etrafında barikat kurmak suretiyle işçilerin dışarıyla iletişimlerini kesti. Bu arada bilinmeyen bir nedenle fabrikada yangın çıktı ve çoğunluğu kadın 129 işçi hayatını kaybetti. Yangın sırasında polisin fabrikanın etrafına barikat kurması, yangın merdivenleri ile çıkış kapılarının kapalı olması katliam yaşanmasına yol açmıştı. İşçilerin cenaze törenine yüz binin üzerinde işçi katılarak katliamı protesto etti.
 
İlk yıllarda belli bir tarihte olmasa da işçiler her yıl ilkbaharda anma etkinlikleri düzenleyerek emek mücadelesinde hayatlarını kaybeden işçileri andılar. Ancak 26-27 Ağustos 1910 tarihlerinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde yapılan 2. Enternasyonal kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisinde bulundu ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
 
Önceleri değişik tarihlerde kadınlar günü olarak kutlansa da 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) tarih olarak 8 Mart saptanırken, adı da "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak belirlendi. Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Emekçi Kadınlar Günü, 1960'lı yıllardan itibaren başta ABD olmak üzere dünya genelinde salon toplantıları ve kadınların sokak protestolarıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti.
 
Türkiye'de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın ve yığınsal olarak kutlanan Emekçi Kadınlar Günü, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı.
 
Türkiye de hiçbir dönem gerçek bir kadın erkek eşitliği sağlanamadığı gerçeği karşımızda duruyor olsa da, kabul etmek gerekir ki hiçbir dönem kadın uluslararası sermaye politikalarının en has uygulayıcısı olan ve onun desteği ile iktidara gelmiş AKP dönemindeki kadar hırpalanmadı. Zira AKP iktidarında kadını vuran toplumsal gericilik tırmandırıldı.

Elbette tüm bu politik tercihlerin yansıması sonucu, Türkiye’de kadına yönelik şiddet hayatın bir parçası olmuş durumda. Artık yazılı ve görsel basında kadına yönelik şiddet veya kadın cinayeti haberini her gün okuyor ve ekranlarda izliyoruz. Türkiye’de önemli bir sorun olarak karşımıza çıkan bu sorunun aşılamamasının ve şiddetin gün geçtikçe artarak devam etmesinin en önemli nedeni, yönetim erkini elinde bulunduranların soruna yaklaşımları ile zaman zaman en tepeden gelen kadınla erkeğin eşit olmadıkları yönündeki açıklamalarıdır. Zira bu açıklamalardan cesaret alan idare, kolluk ve yargı, kadını ikinci sınıf insan olarak görmektedirler. “Yuvayı yapan dişi kuştur.” sözünü rehber edinen gelenekçi ve muhafazakâr AKP, kadını ev işlerini yapan eş, anne ve aile yaşlılarının bakıcısı olarak gören bir zihniyete sahiptir. Maalesef bu zihniyetin ülkeyi yönettiği 2002 yılından bu yana kadına yönelik şiddet hızla artarken, kadını koruması gereken kolluk, olaya aile içi sorun veya kadının kusurlu olduğu önyargılı bakışıyla görevini yapmıyor. Yargı ise şiddet uygulayan, hatta cinayet işleyen erkeği tahrik olma veya mahkemedeki davranışlarına bakarak iyi hal indirimi gibi ceza indirimlerinden yararlandırmaktadır. Bütün bunlar, içinde yetiştiği toplum yapısından dolayı şiddete yatkın olan erkeği cesaretlendirmektedir. Tüm bunlara karşı çıkmak sadece kadınların değil tüm toplumun görevidir. Zira kadına yönelik şiddet ve bireylerin şiddet eğilimleri genel olarak bütün toplumla ilgili bir meseledir. Daha açık bir ifade ile sorun ataerkil zihniyettedir.
 
Ne yazık ki kadına yönelik şiddet sadece Türkiye’nin sorunu değildir. Nitekim sayıları çok olmamakla birlikte, kadına şiddetle ilgili yapılan ulusal ve uluslararası çalışmalar şiddetin evrensel bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. Kadına şiddet, din, dil, ırk farkı gözetmeksizin uygulanan en yaygın şiddet biçimi olarak öne çıkmaktadır. Yapılan araştırmalar, Türkiye’de eğitimli veya eğitimsiz farkı olmaksızın, yaşamının herhangi bir döneminde eşi veya eski eşi tarafından fiziksel şiddete maruz kalan kadınların oranı azımsanmayacak düzeydedir.
 
Yukarıda belirttiğim gibi, AKP 1980’lerden bu yana uygulanmakta olan yeni liberal ekonomik programın en has uygulayıcısıdır. Kamu kurum ve kuruluşlarını özelleştirme adı altında yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çeken AKP, ülkeyi ucuz emek cenneti halline getirmek için elinden geleninin azamisini yaptı. Zira AKP’nin 21 yıllık iktidarında, emekçilerin hakları budandı, sömürü katmerlendi, işsizlik kanıksandı, "Yeni Türkiye" içinde bir yandan sermayenin sömürü çarkı acımasızca işletilirken, diğer yandan ülke siyasal İslamcılığın dayattığı kurallarla şekillendiriliyor. Bu tabloda kadına biçilen rol, ev içine geri dönmek, çok çocuk doğurmak, çocuk ve yaşlı bakımını üstlenmek, ev işlerini yapmak ve bütün bunların yanı sıra, aile bütçesine katkıda bulunmak üzere uzaktan çalışma, parça başı iş yapma gibi kuralsız, esnek çalışma modelleri ile ucuz iş gücü olarak sermayenin sınırsız sömürüsüne terkedilmektir.
 
Maalesef sistem diğer birçok özel günde yaptığını 8 Mart Emekçi Kadılar Günü'nde de yapmakta ve bugünü kadına hediye alma gününe dönüştürmektedir. Ne yazık ki, Birleşmiş Milletlerin bugünü kadınlar günü ilan etmesinin altında, emekçi kadınlara atfedilen 8 Mart’ı bağlamından koparıp altını boşaltarak önemsizleştirme niyeti yatmaktadır. Bu nedenle, bir anma günü olan 8 Mart’ta yapılacak anmaların öznesi kadınlar olmakla birlikte, genel anlamda emek hareketinin bugüne sahip çıkması ve 1 Mayıs benzeri kutlamalar yapılması, 8 Mart 1857 tarihinde hayatını kaybeden emekçi kadınlara saygının olmazsa olmazıdır. Zira 8 Mart 1857’den 1 Mayıs 1886’ya uzanan mücadele sürecinde, işçi sınıfı 8 saatlik iş günü, çalışma koşullarının düzeltilmesi, insanca yaşanacak ücret alınması, çalışma alanlarının sağlıklı olması gibi önemli kazanımlar elde etmiştir. Bu nedenle, dünya işçi sınıfı, bu kazanımlar için verilen sınıf mücadelesinin fitilini ateşleyen emekçi kadınlara çok şey borçludur. Dolayısıyla, 167 yıl önce insanca yaşamak için ayağa kalkan ve sermayenin azgın saldırısının yol açtığı yangında hayatını kaybeden kadınlara saygı için ayağa kalkmak ve mücadele bayrağını yükseğe taşımak işçi sınıfının geçmişe olan borcudur.
 
8 Mart 1857 yılında hayatını kaybeden kadın emekçilerin anısının yaşatıldığı gün olan Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde, kadınların emeklerinin karşılığını aldıkları, eşitliğin, özgürlüğün, barışın hâkim olduğu, aile içinde, sokakta, işyerinde, kısacası hayatın her alanında şiddetin ortadan kalktığı, tecavüzün, tacizin, kadın cinayetlerinin olmadığı bir ülke ve dünyaya ulaşma mücadelesi verenleri selamlıyorum.
 
 

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.