Seçim sürecinde, bakanlık görevini kabul edip etmeyeceği uzun süre tartışıldıktan sonra partili Cumhurbaşkanının, seçimlerin ardından açıkladığı Cumhurbaşkanı kabinesin de Hazine ve Maliye Bakanlığına atanan Mehmet Şimşek, "Türkiye'nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeceği kalmamıştır" diyerek, izleyeceği ekonomi politikasının akla dayanan, gerçekçi bir politika olacağını açıkladı. Bir başka deyişle Şimşek, AKP iktidarının, kendisinden önce, Partili Cumhurbaşkanı öncülüğünde yürüttüğü ekonomi politikasını, akla dayanmayan gerçekçi olmayan, politika olarak ilan etmiş oldu. Nitekim ekonominin direksiyonuna oturan Şimşek, ABD’de yaşayan Hafize Gaye Erkan’ın Merkez Bankası (MB) Başkanlığına atanmasını sağladı. İlginçtir son birkaç yıldır, “ben ekonomistim,” “faiz sebep enflasyon sonuç. Ben burada olduğum sürece faiz inmeye devam edecek” ve yine “NAS orada dururken sana bana ne oluyor” demek suretiyle, faiz indirtme ısrarına Kuran’da ki “NAS” suresini referans gösteren Cumhurbaşkanı bu atama kararnamesine attığı imza ile kendi politikasını “rasyonel” olmamakla eleştiren Mehmet Şimşek’in rasyonel ekonomi politikasına, dolayısıyla faiz yükseltmesine onay vermiş oldu. Maalesef iktidarın yanlış ekonomi politikasının birbirinden farklı görünen iki uygulaması da başta ücretli kesim olmak üzere dar gelirli büyük çoğunluğu yoksullaştırmaktadır. Zira 21 yıllık AKP iktidarın da işçiler, kamu çalışanları, emekliler, emekli dul ve yetimler, çiftçiler, küçük esnaflar yani ülke nüfusunun %95’i kaybetti, kaybetmeye de devam edecek.
Nasıl mı? işte gerçekler!
Kapitalist iktisat teorisine göre, yüksek enflasyonun uzun süre sürdürülmesi mümkün değildir. Zira bu durumda ki ekonomi de aşırı talep nedeniyle, fiyat istikrarı sağlanamaz. Bu nedenle enflasyonu rayına oturtmak için piyasa da ki aşırı talebi kısmak gerekiyor. Kuşkusuz Türkiye’de 2021 ve 2022 yılları ile bu yılın Cumhurbaşkanı ve milletvekili genel seçimlerinin yapıldığı Mayıs ayının sonuna kadar enflasyonun %100’ü aşan oranlarda artmasının temel nedeni: politika faizinin indirilmesidir. Sanıyorum buna iktidarın vergiler yoluyla halktan topladığını, yüksek ihale bedelleri ve çeşitli teşviklerle sermayeye aktaran politik tercihi demek daha doğru olur. Kuşkusuz bu politika ile sadece vergiler yoluyla toplanan değil, yüksek enflasyonla yoksul halkın cebinden çekilen kaynakta aynı şekilde sermayenin cebine aktı. Belki hatırlarsınız önceki Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, kur Korumalı Mevduata kaynak aktarılmasının bütçe üzerinde yük oluşturduğuna dair eleştirilerde bulunan muhalefet ile iktisatçılara cevap verirken; "Bize diyorlar ya 'Bunun bir maliyeti var.' Bu maliyet nerede? Türkiye içerisinde. Türkiye Cumhuriyeti'nden yurt dışına bir aktarımda bulunmuyoruz. Yurt içinde para dönüyor. Ayşe'nin parası Fatma'ya Fatma'nın parası Ahmet'e. Daha önceki yapı şu: Dışarıdan getir, Meryem'in parasını Maria'ya götür!” demek suretiyle yoksullardan topladıklarını bir avuç sermayeye aktardıklarını itiraf etmişti.
Evet, faizin indirilmesi borçlanma maliyetini düşürünce, bankalar bunu fırsata çevirdiler ve kredi musluklarını açarak, çeşitli kampanyalarla tüketiciyi kredi almaya ve kredi kartı kullanmaya teşvik ettiler. Öte yandan parasını Kur Korumalı Mevduat hesabında tutan büyük meblağ sahiplerinin dışında kalan, daha küçük meblağ sahipleri, düşmüş banka kredilerini de kullanarak, ellerinde ki sermaye ile gayri menkule yöneldiler. Kuşku yok ki, her iki durumda da piyasaya bol para sürülmesi meta talebini artırdı. Böylece arz talep dengesi, dar gelirli tüketici aleyhine bozuldu. Aslında bu süreç, paradan para kazanma süreci olarak tanımlanabilir.
Mayıs 2023 seçimlerinin ardından, Hazine ve Maliye Bakanlığına getirilen Mehmet Şimşek, önceki bakanlığı döneminde emek aleyhine bir dizi karar alıp uygulamıştı. Aynı zamanda uluslararası sermaye kuruluşlarınca önerilen sıkı para politikasının has uygulayıcısı olan Şimşek, göreve geldikten sonra, piyasanın yükselen ateşini düşürmek üzere, faiz artırma politikasına geri dönüş yaptı. Bu politikaya uygun olarak, seçimlerin üzerinden henüz 4 ay geçmişken, faiz oranı Merkez Bankası tarafından %8,5’tan %30’a çıkarıldı. Bu, politika ekonomiyi normalleştirip enflasyonu düşürür mü? Bilinmez ama şimdilik, bunun yakın zamanda olacağına dair işaretlerin göründüğünü söylemek mümkün değil. Aslında her iki para politikasında da karlı çıkan ve servetine servet katan bu ülke nüfusunun küçük bir azınlığıdır. Zira bir avuç insan, faiz düştüğünde bir yandan parasını KKM hesabında tutarak, bizim vergilerimizden aktarılan milyarlarca lirayı cebine indirirken diğer yandan ise yüksek enflasyon sayesinde elinde bulunan mal stokunu maliyetinin çok üstündeki bedelle paraya çevirdi. Faiz yükseldiğinde ise parasını bankalar ile devlet kağıtlarında değerlendirmek suretiyle yine yüksek getiri sağlamaktadır. Yani iktidarın, izlediği ekonomi politikası sonucu her şartta kazançlı çıkan bir avuç rantiyecidir.
Kaldı ki bunun öteki yüzünde borçlanma faizlerinin hızla yükselmesi, öteden beri gerçek geliri yetmediği için, borcu borçla kapatma zorunluluğu bulunan milyonlarca insanın borcu çevirme riski yaşamasına yol açılması var. Nitekim bir süre önce bir televizyon programında açıklamalarda bulunan CHP Niğde Milletvekili Ömer Feti Gürer, yılbaşından bu yana kredi borç bakiyesinin, %107 oranında artarak, 940 milyar liraya yükseldiğini, kredi kartı borcu olanların sayısının ise 2 milyon 999 bin kişi artışla 35 milyon 271 bin kişiye çıktığını belirtti. Gürer, karşılıksız çek tutarı geçen yıla göre %161 oranında artışla 31 milyar 400 milyona ulaştı diyerek şöyle devam etti. “1 Ocak-22 Eylül 2023 tarihleri arasında, İcra Dairelerine yeni gelen dosya sayısı geçen yılın aynı dönemine göre, %59,7 oranında artarak 10 milyon 36 bine ulaştı dedi.
Sosyopolitik Saha Araştırmaları Merkezi, 11-20 Eylül tarihleri arasında yaptığı “Ekonomik krizin alım gücüne ve temel ihtiyaçların ulaşımına etkisi” başlıklı Türkiye geneli anket çalışmasının sonuçlarını birkaç gün önce paylaştı. Anket çalışmasının sonuçları oldukça çarpıcı. 15 ilde 988 kişi ile online ortamda gerçekleştirilen anket katılımcılarının %74,3’ü yüksek öğretim mezunu, %25,1’inin hiçbir sosyal güvencesi yok, %9,7’sinin yaşadığı hanede yaşayanlardan hiç birisi gelir getirici işte çalışmıyor, %24,8’nin yaşadığı hanenin aylık toplam geliri 11.400 TL.nin yani asgari ücretin altında. Katılımcıların %46,7’si hanesinden son bir yılda işsiz kalanların olduğunu söylüyor. Katılımcıların %75,6’sı ülkede yaşanmakta olan ekonomik krizin kendisini çok kötü etkilediğini, %23,4 kötü etkiliyor, %0,4’ü kararsızım, %0,4’ü etkilemiyor, %0,2’si hiç etkilemiyor diye cevap veriyor. Yine katılımcıların %0,4’ü son 1 yılda alım gücünün iyiye gittiğini, %1,6’sı değişmediğini, %98’i ise kötüye gittiğini söylüyor. Katılımcıların %53,1’i son bir yılda kredi aldığını söylerken %46,9’u almadığını belirtiyor. Yine katılımcıların %60,1’i kredi dışında borç aldığını belirtirken, %39,9’u almadığını söylüyor. Bu listeyi uzatmak mümkün. Zira Sosyopolitik Saha Araştırmaları merkezinin konu hakkındaki bülteninde birçok veri yer almaktadır. Ancak hepsini buraya almaya gerek yok. Buraya aktardıklarım, Türkiye’nin ekonomik görünümünü gözler önüne sermeye yeterde artar bile.
Evet Mehmet Şimşek’in ekonominin direksiyonuna geçmesinin hemen ardından, MB politika faizini, 22 Haziran 2023 tarihinde %15’e, ardından 20 Temmuz’da %17,5’e, 24 Ağustos’ta %25’e ve son olarak 21 Eylül’de %30’a yükseltti. Tüm bu artışlar, enflasyonun yönünü aşağıya döndürmediği gibi yukarı doğru tırmanmaya devam ediyor. Kuşkusuz bu durum faiz artışının önümüzdeki aylarda süreceğini gösteriyor. Halbuki 4 ayda 3,5 kattan fazla arttığı halde enflasyona etkisi sıfır düzeyde olan faiz artışının sürmesi, büyüme oranlarının düşmesi, küçülmeye yol açması, işyerlerinin küçülmeye gitmesi veya faaliyetten çekilmesi gibi sonuçlarıyla işsizliğin artmasına neden olacaktır. Kuşkusuz işsizliğin artması, Türkiye gibi, düşük ücretle işçi çalıştırma heveslisi işverenlerin, ücretleri aşağı çekmek için, eski işçileri işten çıkararak yerlerine daha düşük ücretle işçi almasının yolunu açacak ve emeğin milli gelirden aldığı payı aşağı çekecektir.
Öte yandan ülkeyi yönetenler, her ne kadar hedeflerinin enflasyonu 2026 yılında tek haneli rakama düşürmek olduğunu açıklasalar da gerek tarafsız ekonomistler gerekse uluslararası finans kuruluşları, bunun mümkün olmadığını belirtiyorlar. Zira 4 aydır devam eden faiz artışına rağmen, ekonomi yönetiminin enflasyonun düşeceği beklentisi gerçekleşmiş değil. Aksine yükselme trendi devam ediyor.
Ekonomi yönetiminden gelen açıklamalar ve uygulamaları yerel yönetim seçimleri nedeniyle, asıl politikalarını uygulayamadıklarını, şimdilik palyatif tedbirlerle idare etmeye çalıştıklarını gösteriyor. Kısacası ekonomi yönetimi seçim öncesi yurttaşın tepkisine neden olacak adımları atmamaya özen gösteriyor. Hani “sıkıntılı günler geride kaldı, artık düzlüğe çıkıyoruz” diyorlar ya sakın inanmayın. Çünkü onlar ne derse desin, “görünen köy kılavuz istemez” asıl kötü günler pusuda 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin geçmesini bekliyorlar!
