Ercan Akkar


Sessiz Çöküş: Bir Toplumun Vicdanı Nasıl Yorulur ?

.


Bazen gürültüyle değil, sessizlikle çöker toplumlar. Büyük kırılmalar, büyük patlamalarla değil; küçük, görünmez, fark edilmeyen ihmallerle başlar. Kimse bir sabah uyanıp ‘biz ne ara bu hale geldik?’ diye sormaz aslında. Çünkü o hale bir anda gelinmez. Adım adım, gün gün, alışa alışa gelinir.

Bugün sokakta yürürken kimsenin kimseye bakmadığını fark ediyor musunuz? Bir selamın bile lüks sayıldığı, bir tebessümün bile şüpheyle karşılandığı bir zamandayız. İnsanlar artık birbirine değil, sadece kendi derdine bakıyor. Çünkü herkes yorgun. Çünkü herkes biraz kırgın. Çünkü herkes biraz yalnız. Ama asıl mesele şu; Bu yorgunluk nereden geldi?

Bu ülkenin insanı çalışmayı bilir. Sabretmeyi de bilir. Ama belirsizliği taşıyamaz. Bugün en büyük sorunlardan biri, insanların yarın ne olacağını bilememesidir. Bir baba, çocuğunun geleceğini düşünürken içinden sessizce çöküyorsa, bir anne mutfakta tencereyi kaynatırken gözleri doluyorsa, orada sadece ekonomik kriz yoktur. Orada bir umut krizi vardır.

Diyarbakır’da da Van’da da durum farklı değil. Çarşıda esnafın yüzüne bakın; sadece satış yapamamanın değil, değersizleşmenin hüznü vardır. Gençlere bakın; işsizlikten çok, ‘benim yerim neresi?’ sorusunun cevapsızlığı vardır. İnsan sadece para kazanmak istemez; kendini ait hissetmek ister. Değer görmek ister. Ama ne yazık ki bugün en büyük kayıp, tam da burada yaşanıyor; İnsanlar artık kendini değerli hissetmiyor.

Adalet duygusu zedelendiğinde, toplumun omurgası kırılır. Birinin hakkı yenildiğinde ve diğerleri susuyorsa, o sessizlik gün gelir herkesin kapısını çalar. Çünkü adalet, birine lazım olduğunda değil; herkese lazım olduğunda anlamlıdır.

UNUTTUĞUMUZ ŞEY: İNSAN OLMAK

Eskiden mahalle vardı. Kapı önünde oturan teyzeler, top oynayan çocuklar, birbirine emanet edilen hayatlar vardı. Şimdi herkes kendi kapısının ardında, kendi dünyasına kapanmış durumda. Teknoloji ilerledi ama insanlık geriledi.

Bir annenin fedakârlığı bile artık sıradan bir haber gibi geçiliyor gözümüzün önünden. Oysa bu topraklarda anneler sadece çocuk büyütmez; hayat taşır. Kendi hayallerini susturup, çocuklarının hayallerine yol açar. Ama biz ne zaman durup da bir annenin gözlerinin içine bakıp ‘iyi ki varsın’ dedik?

Bir çocuğun sokakta korkmadan oynayabildiği bir ülke, güçlü bir ülkedir. Bir kadının gece yürürken arkasına bakmadığı bir şehir, huzurlu bir şehirdir. Ama biz bugün ne yazık ki bu basit cümleleri bile ‘temenni’ olarak kuruyoruz.

Bu, normal değil.

Normalleştirdiğimiz her yanlış, yarının felaketidir.

Peki Çözüm Nerede?

Çözüm uzaklarda değil. Büyük projelerde, büyük laflarda da değil. Çözüm; insanın yeniden insana dönmesinde.

Birbirimizi yeniden görmemiz gerekiyor. Sadece bakmak değil, görmek. Sadece duymak değil, anlamak. Bir çocuğun başını okşamak, bir yaşlının halini sormak, bir esnafa ‘hayırlı işler’ demek… Bunlar küçük şeyler gibi görünür ama bir toplumu ayakta tutan tam da bu küçük bağlardır.

Devlet elbette görevini yapmalı. Adalet, ekonomi, güvenlik… Bunlar tartışılmaz sorumluluklardır. Ama toplum da kendi sorumluluğunu unutmamalı. Çünkü bir ülkeyi sadece yönetenler değil, yaşayanlar da şekillendirir.

Bugün belki hepimiz biraz kırgınız. Belki biraz umutsuzuz. Ama unutmayalım: Umut, en çok karanlıkta anlamlıdır.

Toplumlar bir günde yıkılmaz, ama bir günde de ayağa kalkabilir. Yeter ki niyet olsun. Yeter ki vicdan hâlâ canlı olsun.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi; ‘ben bu toplum için ne yapıyorum?’

Cevap büyük olmak zorunda değil. Ama samimi olmalı. Çünkü bir toplumun kurtuluşu, büyük kahramanlardan değil; küçük ama dürüst insanlardan geçer.

Sevgiyle kalın.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.