Bugün 1 Eylül. Bugün, Nazi Almanya’sının Polonya’ya karşı başlattığı saldırı ile insanlık tarihindeki en büyük yıkım ve kıyımlardan birine neden olan İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı'nı (İkinci Dünya Savaşı) başlattığı tarihtir. Bu tarih dünya barışını savunan güçler tarafından “1 Eylül Dünya Barış Günü” olarak anılmaktadır. Nazi Almanyası'nın tüm insanlığa karşı başlatmış olduğu ırkçı, şovenist saldırganlığının sonucunda 60 milyondan fazla insan hayatını kaybetti. Hatta bazı kaynaklar, savaşın yol açtığı salgın hastalıklar, açlık ve Amerika'nın Japonya'nın iki şehrine attığı atom bombasının yaydığı radyasyonla insanların ölümcül hastalıklara yakalanması yüzünden sonraki yıllarda ölenlerle bu sayının 80 milyon civarında olduğuna yer vermektedirler. Onlarca ülke ve yüzlerce şehir baştan aşağı yıkıldı. Ödenen bu ağır bedelin nedeni ise; emperyalist devletlerin pazarlarını genişletme, daha fazla kâr ve kendi doğalarında var olan ırkçılıktır.
Kuşkusuz, işgalleri ve soykırımları ile vahşetin her türlüsünün yaşandığı, insanların farklı etnik kimlikleri ile dini inançlarından dolayı canlı canlı fırınlarda yakıldığı veya tıbbi deneylerde kullanılarak öldürüldüğü, yeni silahların insanlar üzerinde denendiği ve tüm bunların sonucunda milyonlarca insanın hayatını kaybettiği acılarla dolu bu savaşın unutulmaması ve sonuçlarından dersler çıkarılması için bugünün Dünya Barış Günü olarak kabul edilmesi anlamlıdır. Ancak aradan geçen bunca yıla rağmen, dünyada kalıcı bir barış için ciddi adımlar atıldığını söylemek mümkün değildir. Zira halen dünyanın birçok bölgesinde, değişik nedenlere dayanan ve birçoğu emperyalist çıkar odakları tarafından başlatılan savaşlar devam ediyor. Yani ders alınması gereken kanlı savaşın bittiği 1945 yılının üzerinden 77 yıl geçmiş olsa da bugün hâlâ insanlık en zalim yüzü olan savaştan kurtulmuş değildir.
Üzerinden geçen uzun zamana rağmen, insanlık bir yandan geçmiş savaşların yol açtığı tahribatı giderip izlerini silmeye çalışırken, diğer yandan yeni savaşlarla yüz yüze kalmaya ve acılar yaşamaya devam ediyor. Başta ABD olmak üzere, dünyayı yöneten emperyalist merkezlerin ekonomik ve siyasi çıkarlar için dünyanın birçok bölgesinde başlattıkları savaşlar, insanlık ailesinin yüzyıllar süren mücadeleler sonucu elde ettiği temel değerler yok ederken, savaşa harcanan devasa bütçeler, insanların günlük ihtiyaçlarında kullanacakları kaynağa sahip olmalarını da engelliyor. Savaşın asıl acılarını savaşın sürdüğü bölgelerde yaşayanlar çekiyor olsalar da yol açtığı insanlık dramları, dünyanın bütününde kendisine insanım diyen herkesin vicdanını sızlatıyor. Zira gelişen teknoloji ve iletişim, dünyanın herhangi bir bölgesinde yaşananları anında evlere taşımakta ve herkesi durumdan haberdar etmektedir. Bu nedenle bölgesel de olsa savaşın korkunç yüzü ve savaş ortamında yaşanan insanlık dışı olaylar, dünyanın tamamında insanları dehşete düşürmeye devam ediyor.
Bugün dünyada silahlanma harcamaları, nükleer silah denemeleri insanlığı tehdit etmeye devam ediyor. Günümüzde Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Filistin’e Afrika’dan Ortadoğu’ya çatışmalar devam ediyor. Kuşkusuz, emperyalizmin hegemonya savaşının son örneklerinden biri, hemen güneyimizde devam eden Suriye iç savaşıdır. Etnik ve dini farklıklar körüklenerek ve Suriye halklarının birbirine düşman edilmesinin yanı sıra ABD ile işbirlikçilerinin bölgedeki enerji kaynaklarını kontrol etme politikalarına engel gördükleri Suriye yönetimini değiştirmek için dışardan taşıdıkları cihatçı çeteler eliyle başlattıkları iç savaş devam ediyor. Bölgedeki krallık, şeyhlik gibi çağdışı monarşi yönetimlerle iş birliği yapılmak suretiyle başlatılan iç savaşla ülke yerle edildi. Asker, sivil, çocuk, kadın, yaşlı 1 milyon civarında insan yaşamını yitirdi. Milyonlarcası ise başta Türkiye olmak üzere, başka ülkelerde mülteci olarak, çağdışı koşullarda hayata tutunmaya çalışıyor. Dünyanın değişik bölgelerinden Suriye'ye taşınan cihatçı çetelerin insanlık dışı saldırıları, insanlığın yüzünü kızartıyor. Baştan beri izlenen mezhep eksenli Suriye politikası, ülkemizi tarafı olmadığı bir savaşın tarafı durumuna getirmiş bulunuyor.
Öte yandan son 30-40 yıldır yaşananlar, NATO’nun Rusya’yı kuşatma politikasına uygun olarak Doğu ve Kuzey Avrupa ülkelerini sürekli Pakt'a üye yapması, ABD ile İngiltere’nin dünyaya Rusya karşıtlığı empoze etmeleri ve AB'yi de yanlarına almalarından cesaret alan ve bunu NATO ile AB üyeliği için fırsata çevirmek isteyen Ukrayna’yı Rusya ile karşı karşıya getirdi. Maalesef iki komşu ülke Şubat ayından bu yana savaşıyorlar. Elbette bu savaşın faturasını başta iki ülke halkları olmak üzere tüm insanlık ödüyor.
Bunun yanı sıra, ekonomik olarak sürekli güçlenen ve ABD’nin ekonomik hegemonyasına son verme yolunda hızla ilerleyen Çin Batı'nın yeni hedefidir. Alttan alta süren ABD-Çin çatışması giderek kızışmaktadır. Kısacası dünyamız, emperyalist bloklar arası ekonomik kaynakların paylaşımı için sürdürdükleri ekonomik, siyasi ve askeri rekabetin her gün daha da yoğunlaştığı bir dönemin içinden geçmektedir. Dünya halkları, emperyalist düşmanlığın bedelini ölümle, mültecilikle, açlıkla, yaşam ve çalışma koşullarının kötüleşmesi ile ödemektedir.
ABD ve onun Avrupalı müttefiklerinin saldırganlık örgütü olan NATO, yakın zamanda kararlaştırılan “yeni stratejik konsept” ile saldırganlık politikalarını bir üst boyuta taşıma kararı aldı. Madrid'teki NATO zirvesinde NATO’nun etki alanının tüm dünya çapında genişletme kararı oylandı. Tüm dünya barışı için bir tehlike haline gelen emperyalist saldırı örgütü NATO'ya karşı savaşım dünden daha fazla önem kazanmaktadır. NATO ve emperyalist ittifaklara karşı savaşım dünya halkları için zorunluluktur.
Bugün emperyalistlerin uluslararası hukuk ve hukuk savunucuları olarak görünme çabası, onların insan hakları konusundaki iki yüzlü ve kirli sicillerini temizlemeye yetmemektedir. Dünya barışı, fazla kâr hırsı için birbirini boğazlayan, pazar payını daha da genişletmek için mazlum halklara askeri operasyon düzenlemekten çekinmeyen ve her gün dünyanın bir köşesinde savaş ocakları yakan emperyalist devletler tarafından korunamaz.
Kuşkusuz silahlar konuştukça kadınlar, gençler, çocuklar, yoksullar ve emekçiler başta olmak üzere bütün insanlık ağır faturalar ödemeye devam edecektir. Zira savaşa ve silaha harcanan her kuruş, daha çok işsizlik, yoksulluk, açlık, kan, gözyaşı olarak toplumun en mağdur kesimlerine dönmektedir.
Öte yandan ülkemiz açısından bakıldığında, demokratik yollarla çözümü için adımlar atılmayan Kürt sorunundan kaynaklı 40 yıla yakın bir süredir süren çatışmalar nedeniyle, yaşadığımız coğrafya da acılar yaşamaya devam ediyor. Dolayısıyla, barış ülkemiz için çok daha önemli, çok daha sıcak bir konu olarak önümüzde duruyor. Çünkü bu ülkede yaşayan her bireyin hafızasında, bu çatışmaların yol açtığı bir yara izi mutlaka vardır. Kürt Sorununu şiddet ve inkârla “çözme” politikası kırk binin üzerinde insanımızı canından etti, etmeye devam ediyor.
Maalesef devam eden savaş politikası, demokratik siyaset yolunu kapatarak şiddete davetiye çıkarmaktadır. Kısacası barışın en önemli talep olarak öne çıktığı günümüzde, bir yandan emperyalizmin daralmakta olan kaynaklara el koyma ve savaş teknolojisi satarak savaştan rant sağlama amaçlı çıkardığı savaşlar sürerken, diğer yandan 1 milyar insan açlıkla boğuşuyor. Küresel kapitalizm, bu sorunları görmezden gelmeye ve kârına kâr katmak amacıyla savaşlara tutunmaya devam ediyor. Çünkü küresel şirketler için savaş kârlı bir sermaye birikim aracıdır. Silahlanmaya yılda birkaç trilyon doların üzerinde para harcanıyor. ABD önderliğinde emperyalist ülkeler dev savaş bütçeleriyle silahlanmayı sürdürüyorlar. Dünyada silahlanmaya en çok para harcayan ilk 5 ülke içinde yer alan Türkiye silahlanma yarışının süper liginde yer alıyor.
Ülkenin bir ekonomik çöküntü yaşadığı, işsizlik, yoksulluk ve açlık tehlikesinin kapıda olduğu ve barışa ihtiyacın bu kadar elzem olduğu bir süreçte, içerde ve dışarda savaş politikasını ısrarla sürdürmek ülkenin geleceğini karartıyor.
Bütün bu nedenlerle, bugün Türkiye’de barış için her zamandakinden daha fazla emek harcamak gerekiyor. Artık bir tek insanın dahi ölmemesi için silahlar derhal susturulmalı ve kalıcı barışın sağlanması yönünde gerekli adımlar bir an önce atılmalıdır. Zira bu çatışma ortamının devamı onarılması mümkün olmayacak sonuçlara yol açacak, toplumsal kopuşu hızlandıracak ve barışı bu topraklardan uzaklaştıracaktır. Hiç kimsenin bunu yapmaya ve bu ülke halklarının geleceğini karartmaya hakkı yoktur.
Evet, görüldüğü gibi dünya halklarının barış içinde yaşama haklarına karşı tehlike ve tehditler giderek tırmanmakta, dünyada savaş ocakları yanmaya devam etmektedir. Bu açıdan 2022 yılı 1 Eylül Dünya Barış Günü, yıllardır barış mücadelesi yürüten güçler için daha büyük anlam ifade etmektedir.
Unutulmamalıdır ki, şiddetle elde edilecek hiçbir şey tek bir insanın hayatından daha değerli değildir. Bu nedenle silahlar derhal susmalı ve barışın sesi daha gür çıkmalıdır. Hep birlikte yüksek sesle bir kez daha,
"İÇERİDE DIŞARIDA SAVAŞA HAYIR!
BARIŞ HEMEN ŞİMDİ!" diye haykırmalıyız.
