Veli Beysülen


Sağlıkta çöküşün nedeni hekimler değil, sizin politikalarınızdır!

.


Bugün Konya Şehir Hastanesi'nde, görev yaptığı esnada müdahale ettiği hastanın yakını tarafından uğradığı saldırı sonucunda katledilen Dr. Ekrem Karakaya’yı kaybetmenin derin üzüntüsü ve aynı zamanda öfkesi içindeyiz.” Bu cümle, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi'nin, 6 Temmuz 2022 tarihinde, Konya Şehir Hastanesi'nde görevi başında hasta yakınının silahlı saldırısı sonucu hayatını kaybeden meslektaşları Uzm. Dr. Ekrem Karakaya’nın acısı ile yaptığı açıklamanın giriş cümlesi. Bu cümlenin “öfkesi içindeyiz” kısmı çok şey ifade ediyor.

Evet, doktorlar neden öfkeliler? Aynı açıklamanın bir başka cümlesi ile açıklamaya çalışayım: “Dün bize giderlerse gitsinler diyenlere sesleniyoruz, bugün bir meslektaşımız daha sonsuzluğa gitti. SİZ DE SORUMLUSUNUZ!!!” Bu cümle her şeyi anlatıyor aslında. Ancak ülkeyi yöneten iktidar bloku bırakın tedbir almayı, sağlıkta dönüşümle özel sağlık sistemine geçişe zemin hazırlamak için kamu sağlık hizmetini adım adım yok etmeyi toplumdan gizlemek amacıyla TTB’nin cümlesinde yer alan, “giderlerse gitsinler” açıklaması da dahil başta hekimler, tüm sağlık emekçilerini hedefe koyan açıklamalar yapmaya devam ediyorlar. Nitekim, iktidarın küçük ortağının lideri, barış mesajı vermesi gereken bayram namazı çıkışında yine TTB’yi ve yönetimini hedef alarak, TTB’nin kapatılması gerektiğini bir kez daha dile getirdi.  

Elbette, TTB ve onun çağrısı ile anayasal demokratik protesto hakkını kullanarak, şiddete karşı gerekli tedbirleri almadığı gibi, yaptığı açıklamalarla kendisinin yol açtığı sağlıkta çöküşün sorumluluğunu sağlık çalışanlarının üstüne yıkan ve onları hedef haline getiren iktidarı protesto etmek için olayın ertesi günü sokağa çıkan sağlık çalışanlarını hedef alanlar, iktidar blokunun liderleri ve sözcüleri ile sınırlı kalmadı. Ne yazık ki, iktidarın çevresinde kümelenmiş ve uzun süredir bu ülkede demokratik protesto hakkını kullanan, işçisi, kamu çalışanı, emeklisi, öğrencisi, köylüsü, esnafı, herkesi ve her kesimi terörle ilişkilendirip kin kusan tetikçi gazeteler haber ve yorumlarıyla, yine bu gazetelerde, tek özellikleri tetikçilik olup iktidarın lütfuyla kendilerine köşe ihdas edilmiş sözde köşe yazarları, iktidarın güdümündeki televizyon kanallarının haber sunucuları, imam cüppesi giymiş sözde din adamları, her zaman yaptıkları gibi koro halinde saldırıya geçtiler. Bunu yaparken de sağlık çalışanlarının iş bırakmasının halkı mağdur ettiği yönündeki gerçeklerden uzak çarpıtmaya sığındılar. Halbuki sağlık çalışanları hiçbir zaman halkı mağdur etmediler etmezler de. Zira sağlık çalışanlarının acil servisleri durdurmadıklarını ve tedavi veya müdahalesinin geriye bırakılmasında sakınca görülen hastaların tedavisinin aksatılmadığını, hasta yatış ünitelerinde nöbetçi personelin tam kadro rutin işine devam ettiğini bu ülkede yaşayan herkes bilmektedir.

Evet, TTB sağlıkta şiddet için tedbir alınsın diye yıllardır çırpınıyor. Sadece TTB mi? Elbette değil. Sağlık alanında faaliyet gösteren diğer meslek örgütleri, sağlıkta çalışan işçiler ile kamu çalışanlarının bağlı oldukları sendikalar, muhalefet partileri, hepsi sağlıkta şiddete karşı tedbir alınması hususunda iktidarı uyarıyorlar. Kanun teklifleri veriliyor ancak TBMM’de gündeme alınmıyor. Muhalefet partilerinin sağlıkta şiddetin araştırılması için mecliste komisyon kurulması yönünde verdikleri önergeler, anında iktidar blokunun çoğunluğu tarafından reddediliyor.    

Peki, bu ülkede yaşayan her insanın can ve mal güvenliği içinde yaşamasını sağlamak, kendisi ve ailesinin geçimine yetecek bir gelire sahip olması için çalışma hakkını kullanmasını ve bu hakkını kullanırken güven içinde olmasını sağlamak devletin görevi değil mi? Elbette görevi. Kaldı ki devlet bu görevini yerine getirmek için gerekli birimleri kurduğu gibi, vergilerimizden maaş ödeyerek personel istihdam ediyor. Yani devlet, kurduğu ilgili güvenlik birimleri aracılığıyla anayasa ve kanun hükümleri çerçevesinde yerine getirmek üzere gerekli tedbirleri almış olmalı. Kanunların yetersiz kaldığı durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi devreye girer ve gerekli kanun düzenlemelerini yapar. Ancak meclis çoğunluğunu elinde tutan iktidar bloku bu konuda adım atmadığı gibi atılmasını da engelliyor.  

Maalesef en son sağlık çalışanlarına karşı yapıldığı gibi, yıllardır bu ülkede sadece sağlıkta şiddet değil, hayatın her alanında toplumu her gün biraz daha çevreleyen şiddet durdurulmuyor. Halbuki şiddet, TTB’nin de açıklamasında belirttiği gibi, “öngörülebilir ve önlenebilir” toplumsal bir sorundur. Ancak ülkeyi yönetenler, diğer birçok sorunda olduğu gibi bu sorunda da çözüm politikaları üretmekten uzaklar. Bu nedenle, onların uyguladıkları sağlık politikalarının yol açtığı memnuniyetsizliğin sonucu olan şiddet sağlık çalışanlarını vurmaya devam ediyor.

Ne yazık ki, sağlıkta şiddet sürerken buna karşı tedbir alması gerekenler, nedeni oldukları sağlıktaki kaosun üstünü, sağlık çalışanlarını hedef göstermek suretiyle örtmeye çalışıyorlar. Nitekim meslektaşları Uzm. Dr. Ekrem Karakaya’nın katledilmesinin ardından, TTB’nin çağrısıyla sokağa çıkan sağlık çalışanlarına karşı polisi sahaya süren hükümet, yıllardır yaptığı gibi bir kez daha yurttaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamak ve şiddeti önlemek için kullanması gereken güvenlik birimlerini, anayasal haklarını kullananlara karşı kullanmakta sakınca görmedi. Zira iktidarın görünmesini ve konuşulmasını istemediği hak kayıpları oldukça çok.

Kaldı ki sadece sağlık alanında değil hayatın her alanında oldukça büyük hak kayıpları söz konusudur. Ancak ben burada çok uzatmadan, adına “reform” dedikleri sağlıkta dönüşüm programı ile yol açtıkları mağduriyetlerden bir kaçına değineceğim!

Özel sağlık kurumlarına alan açmak için kamu sağlık alanına yatırım yapılmıyor. Böylece hastalar, hastaya müşteri gözüyle bakan kentlerin en ücra köşelerine yaptırılan şehir hastanelerine gitmek zorunda kalıyorlar. Zira AVM tarzı kompleks şeklinde yapılan şehir hastanelerinde, tüm hizmetler devletin tahsis ettiği arsa üzerine, hastaneyi yapan şirkete para kazandırmak üzerine kurgulanmıştır. Burada halk iki türlü soygunla karşı karşıyadır. Birincisi ödediği vergilerin toplandığı merkezi yönetim bütçesinden kira, hasta doluluk oranı garantisi ve kimi hizmetlerin parayla satın alınmasına karşılık yapılan ödemeler. İkincisi ise Genel Sağlık Sigortası'nın karşılamadığı bazı hizmetler için hasta tarafından cepten yapılan ödemeler. Öte yandan hastaları bu hastanelere mecbur bırakmak için, bu hastanelerin yapıldığı kentlerin en merkezi yerlerinde yıllardır halka hizmet veren hastaneler ya kiracı olarak şehir hastanelerine taşınıyor ya da kapatılıyor.

Hastanelerin kapatılmasından dolayı, hastalar randevu alamıyorlar.   

Randevu alınamadığı için hastanelerde kuyruk olmuyor. Sağlığı bitirip hastaneleri bir bir kapatanlar ise kuyrukları bitirmekle övünüyorlar. Halbuki kuyruklar bitmedi, hastalar ölmezlerse, evlerinde randevu kuyruğunda bekliyorlar. Randevu alamayan hastalar son çare olarak hastanelerin acil servislerine başvuruyorlar. Dolayısıyla yığılmanın yaşandığı acil servislerde hastalara yeterli hizmet verilememesi veya geç bakılması, hekimin veya birimde çalışan sağlık personelinin ilgisizliği veya görevini yapmamasından değil, hasta yoğunluğundandır.

Bir muayene için ön görülen süre üç dakika ile sınırlı olduğu için hekimin hastayı detaylı muayene etmesi ve onunla ilgilenmesi mümkün değildir. Ancak bu durum, Hekimin ilgisizliği ve kendisini yukarıda gördüğü için hastanın yüzüne bakmaya gerek duymaması şeklinde açıklanıyor.

Sağlıkta şiddete yönelenler ve şiddeti önlemek için gerekli tedbirleri almayanalar unutmayın:

Hekim ölünce sizde ölürsünüz! Çünkü size bakacak hekim bulamazsınız!

Yaşadığınız köy, belde ve ilçede hekim olmadığı için şehre sevk edileceksiniz ve giderken yolda öleceksiniz!

Gittiğiniz devlet hastanesinde hekim bulamayınca, zorunlu olarak tedavi olmanız gereken özel hastaneye ödeyeceğiniz ücret için olmayan parayı denkleştirmeye çalışırken öleceksiniz!

Devleti yönetenlere sesi çıkmayan ve onların her dediğini doğru kabul edip, sağlığın hak olmaktan çıkarılmasına karşı çıkanları ihanetle suçlayan ve onlara saldıranlar, siz kendinizi yok ettiğinizin farkında değil misiniz?

Çözüm; hekim ile sağlık çalışanına karşı şiddete başvurmakta değil, örgütlenmekte ve sağlığın temel bir insan hakkı olduğu bilinciyle, bu hakkı almak için, mücadeleyi yükseltmektir.

 

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.