Veli Beysülen


Nasıl bir Cumhuriyet?

.


    Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanının 100. Yıldönümü'nün kutlandığı günlerden geçiyoruz. Kuşkusuz bundan 100. yıl önce, otokratik bir yönetim biçimi olan imparatorluktan, halkın kendi kendisini idare şekli olan cumhuriyete geçilmiş olması önemli.

  Kurtuluş savaşı şartlarında 1920 yılında TBMM’yi kurarak yola çıkan Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” deyimiyle cumhuriyetin olması gereken özelliğini ortaya koymuşlardı. Cumhuriyet ilan edilmeden önce TBMM’nin kurulmuş olması, yeni yönetim şeklinin temsili demokrasi olacağının gösteriyordu. Maalesef 100 yıllık Cumhuriyet uygulamasında sıkıntılar hiç eksik olmadı. Halbuki cumhuriyet halkın kendi kendisini yönetme biçimidir. Bu tanıma göre; imparatorluk, padişahlık, sultanlık gibi yönetim biçimlerinde, yöneten-toplum ilişkisi yönetenden topluma doğru işlerken, çağımız yönetim şekli olan cumhuriyette toplumdan devlete doğru işlemek durumundadır. Böyle bir ilişki biçimi olmadığında, halkın kendi kendisini yönettiği demokratik bir cumhuriyetten söz etmek olası değildir.  

Kuşkusuz halkın gerçek anlamda temsili, onun katılımını esas alan yerel ve merkezi yönetimlerin bizzat halk tarafından veya onun adına görev yapacak yerel ve genel meclis ile yargı organları tarafından denetlendiği, şeffaf, hesap veren yönetim anlayışının hakim olması ile mümkündür. Bu da yetmez, demokratik bir Cumhuriyette yönetenlerin, seçenlerin (seçmenin) iradesinin temsilcisi olan seçilmişlere dokunmamaları da önemlidir.   

Ne yazık ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilk çok partili seçimin yapıldığı 1946 yılından günümüze, 77 yıldır demokratik parlamenter sistemi kurumsallaştırmaya çalışan bir devlet olmasına rağmen bu sistemi tam olarak hayata geçirmiş değildir. Zira Türkiye Cumhuriyeti'nin farklılıklara kapalı sakat demokrasisi, darbeler, askeri ve sivil müdahalelerle sürekli kesintiye uğramış bir demokrasidir. Türkiye'de gerçek bir demokrasinin kurulamamış olmasından dolayı, yurttaşlardan gelen demokrasi, barış, eşitlik, adalet ve özgürlük talepleri karşılık bulmuyor ve yurttaşların sahip oldukları temel insan haklarını kullanmak istemeleri çoğu zaman şiddet ve cezalandırma yöntemleri ile bastırılıyor. Kısacası, kutsal devlet anlayışı ile “Söz konusu devletse gerisi teferruattır.” bakış açısı, demokrasinin gelişmesinin önünde önemli bir engel olarak varlığını sürdürüyor.    

Tüm bu nedenlerle, 1946'da çok partili hayata geçilen Türkiye'de, toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan emekçileri temsil edecek sosyalist partiler ile etnik yapılanmalar hep tehdit olarak gösterildi ve baskı altında tutuldular. 1980 sonrasında ise bu baskıcı yöntem terörle mücadele adı altında iktidarlar ile onların emrindeki kolluk ve yargının suistimallerine olanak sağlayacak şekilde yoruma açık, esnek düzenlemelerle devam ettirildi. Böyle olunca da merkezin hemen sağında ve solunda, birbirine yakın siyaset yapan pek çok partinin katıldığı seçimlerin yapılmış olması tek başına halk iradesinin tecellisini sağlayamadı. Halkın gerçek temsilcilerinin engellenmesi ve siyasetin her ne koşulda olursa olsun devleti kutsayan siyasi yapıların hegemonyasında olması, halkla devlet arasında aşılamayan duvarlar örülmesine yol açtı ve halk devletin içinde yaşananları öğrenemedi.       

Öte yandan Türkiye'de iktidar blokunun  getirdiği tek adam yönetimi ile demokrasinin temel ilkesi kuvvetler ayrılığı ilkesi yok edildi. Yürütme, yasama ve yargının tüm yetkileri tek kişide toplandı. parlamento artık işlevsiz. Evrensel hukuk normları uygulanmıyor. Bu nedenle, seçilmiş siyasetçiler, gazeteciler, aydınlar, gerçekleri söyleyen bilim insanları, öğrenciler dahil, düşüncesini söyleyen, yazan herkes gözaltına alınıyor, tutuklanıyor.

Anayasanın teminatı altında olan basın özgürlüğü dolayısıyla halkın haber alma hakkı, muhalif yazılı ve görsel medya için yok edilirken, yandaş, hatta iktidarın kontrolündeki devlet ve özel medyanın büyük çoğunluğu, gerçekleri çarpıtmaya ve gerçek dışı haberlerle insanları peşinen suçlu ilan etmeye devam ediyorlar. Düşünce ve düşünceyi uygun araçlarla yayma, toplantı, gösteri, yürüyüş, örgütlenme, toplu pazarlık, grev gibi temel hakların kullandırılmaması gibi birçok hak ihlali yaşanıyor. Tüm bu nedenlerle, Cumhuriyetin 100. Yılı'nı kutlamakta olan Türkiye, ekonomik, siyasi ve sosyal yönlerden önemli sorunlar yaşıyor.  

Örneğin bu ülkenin gençleri, okumak için gittikleri başka kentlerde bir yığın sorunla karşı karşıya kalıyorlar. Kuşkusuz ailesi ile birlikte yaşadığı kentin dışında, başka kentte okumak zorunda kalan gençlerin en önemli sorunu barınma sorunudur. Zira geçmişten bugüne bu ülkeyi yönetenler, eğitime önem vermedikleri için gerekli yatırımı yapmadılar ve öğrencilerin barınmalarını sağlayacak yurtlar inşa etmediler. Hali hazırda faaliyette olan yurtlar ise her yönüyle dökülüyor. Bütün yurtlar kapasitesinin üstünde öğrenci barındırıyor. Odalarda olması gereken sayıdan 2-3 katı fazla öğrenci kalıyor. Yurt yetersizliğinden dolayı, uzun yıllardır gencecik insanlar, eğitim almak üzere gittikleri başka kentlerde cemaat ve tarikat yurtlarına mahkum oldular. Zira devlet yurtları, sayı olarak yetersizliklerinin yanı sıra beslenme ve teknik donanım bakımından da dökülüyorlar.

 Ne yazık ki, Cumhuriyetin 100. Yıldönümü'nün kutlanacağı 29 Ekim 2023 tarihinden üç gün önce, Aydın’da Adnan Menderes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi 4. sınıf öğrencisi 22 yaşında ki kız öğrenci Zeren Ertaş, Kredi ve Yurtlar Kurumu'na (KYK) bağlı kız öğrenci yurdunda bakımsız asansörün kayarak yere çakılması sonucu hayatını kaybetti. Ertaş’ın arkadaşları asansörün bakımının yapılmadığını, yurt idaresini defalarca uyardıklarını söylüyorlar. Öğrencilerin bu açıklaması yıllardır yaşanan ihmaller zincirinin yeni bir halkası ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Bunun en önemli sebebi, ülkeyi yönetenlerin bilgi olarak yetersiz, insan hayatını maliyet unsuru olarak gören, gerekli önlemleri almaktan aciz, liyakatsiz kişileri yönetim kademelerine getirmeleridir.  

Asıl üzücü olan ise bir arkadaşlarının, ihmallerin yol açtığı asansör kazasında hayatını kaybetmesini protesto eden öğrencilerin, yapmak istedikleri yürüyüşün polis tarafından engellenmesi ve içlerinden bazılarının ters kelepçe takılarak gözaltına alınmasıdır. Maalesef öğrenciler hayatını kaybeden arkadaşlarının acısını yaşarken karşılarına polis dikildi. Bakın karşılarına polis çıkarılmasına tepki gösteren öğrenciler ne diyor: “Arkadaşımızın ölümüne sebep olan bozuk asansör ve güvencesiz yurtlara önlem almayanlar arkadaşımızın ölümüne sesini yükseltenlere karşı TOMA'larla önlem almıştır.” Engellemelere rağmen açıklama yapan öğrencilerin ortak basın metninde şu ifadeler yer alıyor: “Burada yaşanan olaydan iki hafta önce benzer bir olay daha yaşanmış ve yine 15 öğrenci B blokta bulunan asansörde mahsur kalmıştı. Asansörün 1. ve 2. kat arasında durmasıyla yine bir faciadan dönülmüş ve kapının açılmasıyla arkadaşlarımız nefes almıştır. C blokta bulunan asansör ise benzer şekilde arızalanmış ama tüm uyarı ve şikayetlere rağmen 1 yıl içinde bir önlem alınmamış.” Bu açıklama her şeyi gözler önüne seriyor.

 Bu olay, çocukları başka kentlerde okuyan binlerce aileyi çocuklarının kaldıkları yurtların güvenliği konusunda endişeye sevk etmiştir. Öte yandan polisin acılı öğrencilerin karşısına çıkarılması ve bazılarının gözaltına alınmaları tam bir skandaldır. Ne yazık ki bu ülkeyi yönetenler, yıllardır genç insanlara potansiyel suçlu gözüyle bakıyorlar. Bu nedenle birçok olayda olduğu gibi bu olayda da göreve getirdikleri liyakatsiz idarecileri sorgulayıp cezalandırmak yerine, ihmallere karşı sesini yükselten öğrencileri polise darp ettiriyorlar.      

Elbette bu ülkede iktidarın potansiyel suçlu gördüğü tek kesim öğrenciler değil. Zira ülkede hakkını arayan, işçi, kamu çalışanı, emekli, esnaf, köylü kısacası sistemin mağdur ettiği her toplumsal katman, devlet düşmanı muamelesi görüyor.  Bu nedenledir ki, 200. yüzyıla girmekte olan Türkiye Cumhuriyeti, sorunlar yumağı ile boğuşuyor. Anayasanın ikinci maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti Demokratik Laik, Sosyal, Hukuk Devletidir.”  Şeklindeki devletin temel niteliklerinin tamamı yok edildi.  

Tüm bunların ek olarak bitmiş ekonomi, yüksek işsizlik, yüksek enflasyon, sürekli artan kur farkı, açlık sınırı altında yaşayan asgari ücretli, emekli milyonların yanı sıra yoksulluk sınırı altında yaşayan ülke nüfusunun büyük çoğunluğunun verdiği vergilerin küçük bir azınlığa aktarılmasının 100 yıllık Cumhuriyet tarihinin en eşitsiz gelir paylaşımına yol açması, liyakatsiz yöneticilerin elinde çürüyen, hantal, işlevsiz devlet kurumları, temel hizmetlerden olup devlet tarafından herkes eşit ve parasız verilmesi gereken eğitim ile sağlığın bile özelleştirilmesi, hepsi cumhuriyetin içinin boşaltılması dır. 

Tüm bu sorunların temel nedeni, ülkenin cumhuriyetin içini demokrasi ile dolduracak anlayıştan uzak, çağdaş demokratik değerleri özümsememiş, tekçi zihniyet sahibi kadrolar tarafından yönetilmesidir. Ne yazık ki bu zihniyet, ülkenin demokratik cumhuriyete evirilmesini engellemektedir. Halbuki cumhuriyeti cumhuriyet yapan, her insanın insan olmaktan dolayı sahip olduğu temel haklara saygı gösteren, yurttaşlarının haklarını kullanmalarına olanak tanıyan demokratik cumhuriyet olmasıdır!                                                                   

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.