Veli Beysülen


Metal işçisi kazanırsa işçi sınıfı kazanır!

.


Yıl 1976. Ülke, Süleyman Demirel’in başbakan olarak görev yaptığı, Adalet Partisi (AP), Milli Selamet Partisi (MSP) ile Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) ortak oldukları birinci Milliyetçi Cephe hükümeti tarafından yönetilmektedir. Milliyetçi Cephe hükümetinin gündeminde Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kurulması, çalışma esas ve usulleri ile hangi suçların yargılamasının DGM’lerde yapılacağına dair düzenlemeler içeren kanununun çıkarılması vardı. Sıkıyönetim Kanunu'nda bulunan, sıkıyönetimin sona ermesi durumunda bile sıkıyönetim mahkemelerinin görevlerine devam edeceklerine ilişkin hükmünü içeren 23. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesinden dolayı, sıkıyönetim mahkemelerinde görülmekte olan davaların normal mahkemelere devredilmesine karşı çıkan güçler, Devlet Güvenlik Mahkemelerini gündeme getirdiler.
 
Kuşkusuz DGM’lerin kurulması, demokratik ve siyasi hakların kullanımı için ciddi bir tehditti. Elbette bu mahkemelerin kurulması ile işçi sınıfının yükselmekte olan sendikal ve siyasal mücadelesinin engellenmesi de amaçlanmaktaydı. Nitekim zamanın DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, 9 Temmuz 1976 günü toplanan DİSK Genel Temsilciler Meclisi'nde yaptığı konuşma da, DGM yasa tasarısının amacının DİSK’i tasfiye etmek ve işçi sınıfının başını çektiği demokrasi mücadelesini yargılama yoluyla ezmek olduğunu vurguladı. Türkler, faşizme karşı tüm ilerici ve demokratik güçlerin güç ve eylem birliğinin hayata geçirilmesinin, faşizme karşı toplumsal direnişin boyutlarının genişletilmesinin zorunlu olduğunu belirtti. Bu konuşmanın ardından DİSK, 500 bin işçinin katıldığı, etkin, bilinçli ve disiplinli DGM direnişini gerçekleştirdi.
 
Türkiye işçi sınıfının DİSK’in çağrısıyla 16 Eylül 1976 tarihinde gerçekleştirdiği direniş, parlamento içi ve dışı mücadeleleri birleştirerek DGM’lerin kurulmasına ilişkin kanunun çıkışını engelledi. Böylece Türkiye işçi sınıfı, ekonomik ve sosyal haklarının yanı sıra demokrasi mücadelesindeki kararlılığı ile bilinçliliğini de gösterdi ve gelecekte her tür mücadeleye hazırlıklı olduğunu kanıtlamış oldu.
 
Kuşku yok ki, 1976 yılında gerçekleşen DGM direnişine öncü olan sendikaların başında, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in başında bulunduğu Maden-İş sendikası geliyordu. Maden-İş üyesi metal işçileri bu direnişten aldıkları güçle, 1977 Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası (MESS) ile süren grup toplu iş sözleşmesinin anlaşmazlıkla sonuçlanması üzerine, “DGM’yi ezdik sıra MESS’te!” sloganıyla başlattıkları Büyük Grevi başarıyla sonuçlandırdılar.
 
Bundan 48 ve 47 yıl önce gerçekleşen bu iki önemli direnişi, bugünlerde 163 bin metal işçisi adına 3 sendikanın MESS’le sürdürdüğü toplu sözleşme görüşmelerinin anlaşmazlıkla sonuçlanması üzerine verilecek mücadeleye ışık tutsunlar diye yazdım.
 
Evet, TÜRK-İŞ’e bağlı Türk Metal Sendikası, DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası ve HAK-İŞ’e bağlı Çelik-İş Sendikası imalat sanayinin ana gövdesini oluşturan işyerlerinde toplam 163 bin işçi adına, Eylül 2023’ten bu yana sürdürdükleri 2023-2025 dönemini kapsayan toplu sözleşme görüşmeleri anlaşmazlıkla sonuçlandı ve sendikalar grev kararlarını alarak işyerlerine astılar.
 
Türk Metal ile Çelik-İş sendikaları greve çıkarlar mı, yoksa önceki yıllarda yaptıkları gibi son anda kapalı kapılar ardında toplu sözleşmeyi imzalarlar mı, belli değil. Ancak yukarıda yazdığım direnişleri gerçekleştiren DİSK/Maden-İş sendikası ile 1980 sonrasında işçi sınıfının yeniden ayağa kalkmasında öncülük etmiş bağımsız sendikalardan olan Otomobil -İş sendikasının devamı olan Birleşik Metal-İş Sendikası, 11 Ocak 2024 tarihinde yaptığı basın açıklaması ile 19 Ocak 2024 tarihinden itibaren kademeli bir şekilde 63 işyerinde 12 bin üyesi ile grevleri başlatacağını duyurdu.
 
Birleşik Metal-İş sendikası Genel Başkanı Özkan Atar, 11 Ocak 2024 tarihinde İstanbul’da düzenlediği basın toplantısında grevin 19 Ocak’ta 9 işletmeye bağlı 26 fabrikada, 23 Ocak’ta 3 işletmeye bağlı 6 fabrikada, 24 Ocak’ta ise 3 işletmeye bağlı 5 fabrikada başlayacağını bildirdi.
 
"Metal işkolu Grup Toplu İş Sözleşmesi sürecinin önemli bir aşamasındayız” diye açıklamasına başlayan Atar, Metal sektörünün, otomotivden beyaz eşyaya, demir dökümden elektroniğe çok geniş bir alanı kapsadığını ve Türkiye ekonomisinin lokomotifi niteliğinde olduğunu vurgulayarak, ekonominin üçte birini metal sektörünün oluşturduğunun altını çizdi. Atar, "İSO’nun En Büyük 500 Firma araştırmasında ilk 10 sırada yer alan firmaların 7’si metal sektöründe faaliyet göstermektedir. Yine İhracatta ilk sırayı metal sektörü almaktadır." dedi. Grup Toplu İş Sözleşmesinin sadece kendi üyelerini değil, diğer sendikaların üyeleri ile birlikte toplam 163 bin Metal İşçisini de ilgilendirdiğini belirten Atar, Metal iş kolu sözleşmesinin; Türkiye’nin özel sektördeki en kapsamlı, en önemli ve en büyük toplu iş sözleşmesi olduğunu söyledi.
 
Metal işçisi kazandığı taktirde bütün işçilerin kazanacağını belirten Atar, 
“MESS ile sürdürmekte olduğumuz Grup Toplu İş Sözleşmesi, başka sektörleri de etkilemektedir.” diye ekledi. Halen görüşmeleri münferit olarak sürdürdükleri 26 işletmedeki toplu sözleşme görüşmelerinde de işverenlerin grup sözleşmesini beklediklerinin altını çizdi ve on binlerce işçi ile ailesinin gözünün, MESS ile sürdürmekte oldukları Grup Toplu İş Sözleşmesi'nde olduğunu söyledi. Bu durumun sorumluluklarını artırdığını vurgulayan Atar, her bakımdan önem taşıyan bir sözleşme sürecinde olduklarını belirterek, 'Metal İşçisi Kazanırsa Bütün İşçiler Kazanır' diyoruz.” dedi.
 
Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Atar, metal işkolunda sürdürdükleri grup toplu iş sözleşmesinin başlangıç tarihi olan 1 Eylül itibariyle ortalama bir metal işçisinin, 4 ikramiye dahil aldığı aylık giydirilmiş ücretinin 14 bin 500 lira düzeyinde olduğunu açıkladığına göre metal işçilerinin önemli bir kısmı 17.002 liraya yükselmiş olan asgari ücretin altında ücret almaktadır. Maalesef Türkiye'de sadece metal işçisi değil, işçilerin büyük bir kısmı asgari ücret seviyesinde veya altında ücret alıyor ve asgari ücret, bu ülke de ortalama ücret haline geldi.
 
Yaşanan ağır tablo karşısında devam eden toplu sözleşme görüşmelerinde istediklerini de açıklayan Özkan Atar, “İstediğimiz zam oranı, ilk 6 aylık dönem için yüzde 140,5’tir. Teklif ettiğimiz bu zam oranı ile ortalama bir metal işçisinin ikramiye dahil net ücreti 35.730 TL olacaktır. Sosyal haklarımız ise tümüyle göstermelik ve gerçekten oldukça uzak rakamlar haline geldi. Örneğin, aylık ödenen çocuk yardımı 35 TL ile 28 TL arasında değişmektedir. Bu tutar, bir öğrencinin bırakın aylık harcamalarına katkı sağlamayı, günlük toplu taşıma ücretini bile karşılamaktan uzaktır” diyerek vahim tabloyu gözler önüne serdi.  
 
Açıklamasında başta otomotiv sanayii olmak üzere, metal sektörünün karlılık oranlarını da açıklayan Atar, işçilerin çok daha fazla çalıştığını ve sektörün kahrına katlandığını, buna rağmen işçilerin ücretlerinin reel olarak eridiğini belirtti.
 
“Şimdi bir kez daha belirtiyorum. Sermayenin dayatmalarına asla teslim olmayacağız, asla boyun eğmeyeceğiz. Dünden bugüne mücadele tarihimiz bu kararlılığımızın bir dizi örneği ile doludur” diyen Atar, metal işçilerinin tarihsel birikimi ile mücadeleyi yükselteceklerini ilan etti.
 
Son yıllarda metal iş kolu da dahil birçok işkolu ve işletmede sendikaların başlattıkları grevlerin hükümet tarafından ertelendiği düşünüldüğünde bu kararlılık daha da önemli hale geliyor. Zira adı erteleme olsa da yapılan işlem erteleme değil, grevin fiilen engellenmesidir. Çünkü grev ertelendikten sonra, konu taraflarca Yüksek Hakem Kurulu'na taşınmakta ve toplu sözleşme kurul tarafından bağıtlanmaktadır. Bu nedenle ertelenen hiçbir grev, erteleme süresi bittikten sonra yeniden başlayamamaktadır. Dolayısıyla Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Başkanı açıklamasında hükümete grevlerini erteleme girişiminde bulunmaması yönünde çağrıda bulunarak mücadeleden vazgeçmeyeceklerinin altını çizdi. "Daha önce çeşitli hukuksuz biçimde yasaklanan grev hakkımıza sahip çıktık ve grevlerimizi filen yaptık. Örneğin, 2022 yılında grevi yasaklanan Bekaert işyerinde 18 gün fiilen grev yaptık. Geçen yıl da Gebze/Kocaeli’nde bulunan Green Transfo Energy işyerinde 1 gün fiilen grev yaptık ve aynı günün akşamında sözleşmemiz anlaşma ile sonuçlandı. Şimdi öncelikle iktidarı buradan uyarıyorum. İşçilerin anayasal ve yasal haklarını kullanmalarına engel çıkarmayın. Grevlerimizi yasaklamayın. İşçilerin en temel haklarına saygı gösterin” dedi.
 
Elbette sorun sadece Birleşik Metal-İş sendikasının mücadelesi ile aşılacak bir sorun değil. Başta metal iş kolunda MESS’le toplu sözleşme görüşmeleri yürüten Türk Metal ile Çelik-İş sendikaları olmak üzere, tüm sendikalar ile konfederasyonların, metal işkolunda verilecek mücadeleye sahip çıkmaları, iktidar ile işverenlere geri adım attıracaktır. Zira ancak böylece Türkiye işçi sınıfı kendisine dayatılan sefalete karşı ayağa kalkarak, insanca yaşama olanaklarına ulaşabilir. Sendikal örgütler dönüp geçmişe baktıklarında mücadele eden işçilerin hep kazandığını göreceklerdir. O zaman yapılacak tek şey metal iş kolunda greve çıkmaya hazırlanan işçiler ve sendikaları ile dayanışma içinde olmaktır.
                                                
             

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.