Veli Beysülen


ITUC: Yeni bir toplumsal sözleşme için kollektif mücadeleye!

.


161 ülkeden 176 milyon işçiyi bünyesinde toplayan dünyanın en büyük işçi sendikaları konfederasyonu Uluslararası İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ITUC), pazartesi kutlanan 1 Mayıs İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü'nde yayınladığı mesajda, dünyanın dört bir yanında alanlara çıkan işçilerin 150 yıldır yürüttükleri kolektif mücadeleyi kutladı. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun (DİSK) web sayfasında yer alan açıklamada; dayanışma, barış ve eşitlik başlığı altında, istihdam, haklar, eşitlik ve sosyal korumaya ilişkin talepler dile getirilmektedir.      

Açıklamanın tam metni şöyle:

 “1 Mayıs’ta, dünyanın dört bir yanındaki işçiler, sendikaları aracılığıyla güvenli ve sürdürülebilir yaşamlar inşa edip, sosyal adaleti tesis ederek, 150 yıldır yürüttükleri kolektif mücadeleyi kutluyor.

  1 Mayıs, aynı zamanda insanlar ve içinde yaşadığımız gezegene yönelik büyük zorluklar üzerine düşünme zamanıdır; bu zorlukların üstesinden ancak ekonominin ve toplumun kalbinde yer alan canlı bir sendikal hareket ve herkes için adil ve sürdürülebilir bir gelecek inşa edecek yeni bir toplumsal sözleşme ile gelinebilir.  

Bununla birlikte, on milyonlarca insan, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali de dâhil olmak üzere, silahlı çatışmaların acımasız gerçekleriyle doğrudan karşı karşıyadır. Çok taraflılık ile barış ve ortak güvenliği sağlamayı amaçlayan yaşamsal araçlar ve süreçler varoluşsal tehdit altındadır. Dünya büyük eşitsizlik, iklim değişikliği, demokrasinin geriletilmesi, halk sağlığına yönelik tehditler ve bölünme ve dışlanmayı şiddetlendiren düzensiz teknolojiler gibi birbiriyle kesişen krizlerle karşı karşıyadır.  

Dayanışma, barış, eşitlik:

Dünyadaki en büyük örgütlü demokratik güç olan küresel sendikal hareket bu zorlukların üstesinden gelinmesinde ve barış hedefine yönelik çabalar açısından vazgeçilmezdir. Kriz dönemlerinde dayanışmanın güçlendirilmesi, daha adil ve daha insancıl bir dünya inşa etmek için elzemdir.  

Bu dünyaya giden yol ve barışın temel dayanağı, yeni toplumsal sözleşmedir. Kaynak eksikliği değil, oligarşinin üstesinden gelmek, vergilendirmede reform yapmak, kamu hizmetlerine ve sürdürülebilir bir geleceğe yatırım yapmak için siyasi irade eksikliği söz konusudur.

 Küresel ekonomiyi yeniden şekillendirmek için gerekli demokratik hesap verebilirliği sendikal eylem yoluyla yaratabiliriz. Bu, şu konularda eylem anlamına gelmektedir  

İstihdam: sağlık, yeşil işler ve altyapı yatırımları yoluyla dünya çapında 575 milyon yeni iş imkanı oluşturarak ve kayıt dışı istihdamı kayıt altına alarak herkese iş amacına ulaşmak için istihdam.  

Çalışan insanların refah payında on yıllardır süregelen düşüşü tersine çevirmek, herkes için onurlu bir yaşam sağlamak ve ekonomileri yeniden canlandırmak için yaşanabilir asgari ücretlerle ücret artışları.  

Haklar; işçilerin örgütlenme ve pazarlık haklarını güvence altına almak, güvenli ve sağlıklı çalışmayı sağlamak, ayrımcılığa, zorla ve çocuk işçiliğine karşı koruma sağlamak ve adil geçiş yoluyla sürdürülebilir bir dünya inşa etmek,  

Eşitlik; kadın ve erkeklere eşit ücret ödenmesini garanti altına almak ve ırkçılık ve homofobiyle mücadele etmek.,  

Sosyal Koruma; küresel bir sosyal koruma fonundan başlayarak bu temel insan hakkından tamamen veya kısmen mahrum olan dünya insanlarının dörtte üçü için kapsama alanına yatırım yapmak.  

Kapsayıcılık; milyarlarca insanın refahını engelleyen dünya finans ve ticaret sistemlerinin sömürgeci yapısal çerçevesini ortadan kaldırmak  

Dünyanın dört bir yanındaki sendikalar hayat pahalılığı krizini ele almak için harekete geçiyor. Buna karşılık, birçok hükümet sosyal diyaloğa olumlu bir şekilde katılmak yerine, temel grev hakkını daha da kısıtlıyor. İnsana yakışır iş, adalet ve özgürlüğü güvence altına almak için emeğimizi geri çekme hakkını savunmaya devam edeceğiz.  

Çalışan kadın ve erkeklerin on yıllar boyunca verdikleri ve kazandıkları büyük mücadeleleri hatırlarken, eşitlik, dayanışma, demokrasi ve karşılıklı saygı üzerine kurulu bir dünya inşa etmek için örgütlenerek ve bu gücü kullanarak işçilerin gücünü inşa etmeyi yeniden taahhüt ediyoruz.  

Geçmişte sendikaların hayalleri ve özlemleri kolektif eylem, mücadeleye yoluyla gerçeğe dönüştü ve şimdiki neslin de insanları önceleyen bir dünya özlemini gerçeğe dönüştürme zamanı geldi.”  

Bianet için “14 Mayıs’tan Önce 1 Mayıs Var” başlıklı bir yazı kaleme alan  DİSK Genel Başkanı Dr. Arzu Çerkezoğlu,  

“Her 1 Mayıs önemlidir. 2023 Türkiye'sinde, 2023 1 Mayıs’ının özgül bir önemi de var: Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının eşiğinde, ülkemiz için bir karar anının arifesinde, işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma gününü meydanlarda olacağız." Çerkezoğlu yazısının devamında on binlerce insanın yitirildiği depremin ardından bu ülkeyi, bu halkı enkaz altında bırakan çürümüş bir düzene karşı buluşulacağını belirterek, sermaye egemenliğinin en vahşi görünümü olan neoliberalizmin yarattığı yıkıma dikkat çekti. Kendisinin de altını çizdiği gibi, memleketi bir şirket gibi yöneten zihniyetin ülkeye dayattığı başkanlık rejimi Türkiye halklarını enkaz altında bıraktı. Ne yazık ki on binlerce insanımız, altında kaldığı bina enkazından sesini duyan yakınlarının acı feryatları arasında can verdi. İnsanlarımızı depremde yıkılan binaların enkazı değil, onların seslerinin Ankara’da duyulmaması öldürdü.    

Ülkeyi ucuz emek cenneti olarak rantiyeci yerli ve yabancı sermayenin azgın sömürüsüne açan yönetim anlayışı sonucu, son 4,5 yılda kaybedilenlere ilişkin Çerkezoğlu’nun şu tespitleri önemlidir:  

  ▪︎ Yüzde 15’ten -baskılanmış TÜİK rakamlarıyla bile- yüzde 55’e fırlayan enflasyon ile alım gücümüz hızla geriledi.

  ▪︎ Yüzde 70’e fırlayan gıda enflasyonu ile ekmeğimiz küçüldü.

  ▪︎ 5 TL’den 19 TL’ye yükselen dolar kuru ile yoksullaştık, Türkiye küresel sermaye için “ucuz işgücü cenneti” haline getirildi.  

▪︎ Başkanlık rejimi boyunca 5,5 milyon işsize 3 milyon yeni işsiz daha eklendi.   ▪︎ Ücretlilerin sayısı hızla artarken emeğin milli gelirden aldığı pay yüzde 38’den yüzde 25’e düştü.  

▪︎ Milyonlar yoksullaşırken bir avuç zengin daha zengin oldu. Sermayenin milli gelirden aldığı pay 5 yılda yüzde 44’ten yüzde 57’ye yükseldi.  

21 yıldır ülkeyi yöneten, sermaye politikalarının en has uygulayıcısı, işçilerin anayasal hakları olan örgütlenme, toplu sözleşme haklarını kullandırmayan, grevlerini yasaklayan ve bununla övünen zihniyete sahip yönetim anlayışı ile sistemin çarkları, zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak üzere döndü.  

Bir yanda lüks ve şatafata dayalı, vur patlasın çal oynasın şeklinde süren yaşamların olduğu, diğer yanda işsizliğin ve gelir adaletsizliğin yol açtığı yoksulluğun pençesinde inleyen milyonların olduğu bu ülkede 1 Mayıs  Pazartesi günü milyonlarca emekçi, emekli, genç, “İşçiden alıp patrona veren, fakirden çaldığını zenginin kasasını dolduran, dar gelirliden alıp rantiyeye kaynak aktaran bu düzeni değiştireceğiz ve birleşe birleşe kazanacağız!" sloganlarını hep bir ağızdan, ülkenin dört bir yanından yükselttiler.  

Kuşku yok ki,14 Mayıs 2023 seçimleri Türkiye’nin geleceğinde önemli bir yere sahiptir. Zira, 2023 yılında ikinci yüzyıla adım atacak olan Cumhuriyet, yeniden kuruluş felsefesiyle, halklarımızın özlemi doğrultusunda tam demokratik bir Cumhuriyet olmaya mı evrilecek, yoksa iktidar blokunun dayattığı tek adam yönetimi kurumsal altyapısını tamamlayarak otokratik yönetimle mi yola devam edecek? Sandıktan bu iki sonuçtan biri çıkacak.  

Şimdi 1 Mayıs’ın bu sloganlarını 14 Mayıs’ta sandığa taşımanın ve sandıktan çıkarmanın zamanıdır. Başta işçi sınıfı olmak üzere tüm emekçilerin, emeklilerin, gençlerin, kadınların, bu bozuk düzene son verip demokratik ve sosyal bir cumhuriyetin kurucu öznesi olma görevi vardır. 1 Mayıs meydanlarından alınan güç ve moralle sandıklara gidilmeli. Sadece gidilmemeli aynı zamanda sahip çıkılmalı.

Unutulmamalı ki bu seçim, tam anlamıyla özlemini çektiğimiz yönetimi kuracağımız seçim olmamakla birlikte, memleketi şirket kendisini ise şirket Ceo'su olarak gören tek adam zihniyetini geriletmenin ve demokrasiyi kazanmanın seçimidir. Ancak demokrasiye gidecek yolun kapısı aralandığında, çalışan, üreten, ürettiğini adil paylaşan, kimsenin yoksul ve aç olmadığı, hukukun işlediği, insanca yaşanacak emeğin Türkiye’sinde barış içinde eşit yurttaşlar olarak yaşayabileceğiz.  

Elbette sorun sadece Türkiye ile sınırlı değil. Zira ITUC’un açıklamasından da görüleceği gibi, çalışan insanların gelir paylaşımında düşüşü, herkes için onurlu bir yaşamın sağlanması, yaşanabilir asgari ücret ve ücret artışları, işçilerin örgütlenme ve pazarlık haklarının güvence altına alınması, güvenli ve sağlıklı çalışmak, ayrımcılığa, zorla ve çocuk işçiliğine karşı koruma sağlamak ve adil geçiş yoluyla sürdürülebilir bir dünya inşa etmek, kadın ve erkeklere eşit ücret ödenmesini garanti altına almak ve ırkçılık ile homofobiyle mücadele etmek, küresel bir sosyal koruma fonunu oluşturmak ve temel insan haklarından tamamen veya kısmen mahrum dünya insanlarının dörtte üçünü kapsayacak şekilde yatırım yapmak dünyanın sorunu. O zaman ITUC’un belirttiği gibi, şimdi dünya çapında kolektif mücadele zamanı!                                 

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.