“İşçimizi, Memurumuzu, Emeklimizi enflasyona ezdirmedik!”
Yazının girişine aldığım bu cümleyi, uzun yıllardır ülkeyi yöneten iktidarların, özellikle de 21 Yıllık AKP iktidarı sözcülerinin ağzından çok sık duyarız. Kuşku yok ki, bu ülke de yaşayanlar, durumun öyle olmadığını, açıklanan enflasyon oranının, piyasada ki gerçek enflasyon oranının yanına bile yaklaşmadığını çok iyi biliyorlar. Bu nedenle, son yıllarda Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK’in, açıkladığı enflasyon oranları, tartışmaların odağındadır.
Peki enflasyon nedir ve neden düşük açıklanır? ENFLASYON: tüketim mal ve hizmetlerinin fiyatlarının yükselmesi sonucu, yurttaşların satın alma gücünün gerilemesidir. Dikkat edin, sadece mal ve hizmetlerin fiyatlarının artışı değil, aynı zamanda yurttaşların satın alma gücünün gerilemesidir. Çünkü özellikle geliri aynı oranda artmayan, işçi, memur çalışan ile emekli, küçük esnaf, köylü gibi dar ve sabit gelirli ülke nüfusunun büyük çoğunluğu, geliri ile artan fiyatları karşılama olanağından yoksun kalmaktadır.
Evet, ülke de tüketicilerin, genelde kullandıkları mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki artış veya düşüşün ortalama yansıması Tüketici Fiyat Endeksindeki (TÜFE) değişim oranı olarak gerçekleşmektedir. Tespit edilen endeks fiyat hareketlerinin izlenmesi, ücret artışlarının belirlenmesi ve hayat pahalılığının ölçülmesi gibi birçok alanda kullanılmaktadır. Bu nedenle enflasyon tespiti yukarıda belirttiğim toplumun emekçi büyük çoğunluğu açısından hayati öneme sahiptir. Çünkü ülke de yurttaşların alım gücünün korunması önemli bir göstergedir. Alım gücünün korunup korunmadığı ise enflasyon rakamlarının gerçek enflasyonu yansıtıp yansıtmadığı ile ilgilidir. Bunlardan birincisi, ücret artışlarının enflasyon artışını karşılayıp karşılamadığıdır. İkincisi ise enflasyon tespit sepetinde bulunan mal ve hizmetlerin günlük hayattaki tüketim ağırlıklarıdır. Ancak bu yolla ücretlerdeki kayıp veya artışların ölçülmesi mümkün olabilir. Üçüncüsü ise gelir gruplarının, tüketim öncelikleridir. Çünkü alt gelir grupları ile üst gelir grupları arasında oluşan gelir farkı onların tüketim alışkanlıkları ile zorunluklarını farklılaştırmaktadır. Zira alt gelir grubuna mensup insanların tüketim önceliği, günlük yaşamını idame ettirmek için, ulaşmaları gereken, zorunlu tüketim ürün ve hizmetleri iken üst gelir grubuna mensup insanların, tüketim öncelikleri arasına günlük yaşamda ikincil olan birçok mal ve hizmet girmektedir. Dolayısıyla, enflasyon belirlemede kullanılan malların enflasyonu etkileme oranları, gelir gruplarının enflasyon oranlarında farklılık ortaya çıkarmaktadır.
İşte tamda bu nedenle, son yıllarda enflasyon konusunda toplumda bir duyarlılık oluştu ve neredeyse toplumun tamamı, açıklanan enflasyon oranını piyasadaki gerçek enflasyonla karşılaştırmaya başladı. Kısacası artık Türkiye’de tartışmaların merkezinde, yer alan konuların başında Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) gelmektedir. Kuşkusuz TÜFE’nin bu kadar yaygın tartışılmasının nedeni, 2002 yılında iktidar olan AKP’nin Sosyal Güvenlik sisteminde emekli aylıklarının hesaplanıp bağlanması ve emekliler ile çalışanların tamamına yakınının ücret artışlarında dikkate alınmasıdır.
Kuşku yok ki, yapılan düzenlemelerin başında emekli aylık bağlama yönteminin değiştirilmesi ve oranların aşağı çekilmesinin yanı sıra maaş artışlarının, Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK tarafından açıklanan 6’şar aylık TÜFE oranlarına endekslenmesi gelmektedir. Nitekim TBMM’de 31/05/ 2006 tarihinde kabul edilen ve 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Genel sağlık Sigortası Kanunuun (SSGSS) 55. Maddesinin ikinci fıkrası: “Bu Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıklar, her yılın Ocak ve Temmuz ödeme tarihlerinden geçerli olmak üzere, bir önceki altı aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranı kadar artırılarak belirlenir” denmektedir.
Öte yandan 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanuna göre, Kamu Çalışanları (Memurlar), kamu çalışanı emeklileri ile hak sahiplerine bağlanan, gelir ve aylıklar, Kamu Görevlileri Sendikaları ile Kamu İşveren Kurulu arasında bağıtlanan Toplu Sözleşeme de belirlenen artış oranları kadar arttırılmaktadır. Ne yazık ki, son yıllarda Kamu Çalışanları sendikaları ile Kamu İşveren Kurulu arasında imzalanan Toplu Sözleşmelerde ki maaş artış oranları da enflasyona endekslenmiş bulunuyor.
Elbette bu durum işçi sendikaları ile işverenler arasında imzalanan toplu sözleşmelere de yansımakta ve enflasyon oranı, işverenlerce işçi ücretlerini baskı altında tutmanın aracı olarak kullanılmaktadır. Öte yandan örgütlenme özgürlüğü olmayan, anayasa ve yaslarda bulunan kırıntı örgütlenme hakkının devlet-işveren işbirliği ile kullandırılmadığı Türkiye’de, sendikasız çalışmak zorunda bırakılan milyonlarca sendikasız işçiye işverenler tarafından 6 ayda veya yılda bir defa açıklanan enflasyon oranında zam verilmektedir. Bu nedenle, asgari ücret ülke de çalışanların ortalama ücreti haline gelmiş bulunuyor. Kaldı ki, TÜFE asgari ücretin belirlenmesinde de göz önünde bulundurulan önemli bir kriterdir. Kısacası, resmi bir kurum olan TÜİK’in açıkladığı TÜFE artış oranları, ülke nüfusunun neredeyse %90’nın gelirini yakında ilgilendirmektedir.
Maalesef Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yapılan, enflasyon hesaplamasında esas alınan sepetin içinde, emeğiyle yaşayan nüfusun büyük çoğunluğunun, günlük zorunlu tüketim maddelerinin dışında birçok mal ve hizmet olduğu gibi, teknolojinin gelişmesine paralel olarak, fiyatları sürekli gerileyen ve emekçi kesimler için tüketim önceliği olmayan malların, enflasyonu etkileme ağırlıkları, temel tüketim mallarının ağırlığından fazladır. Dolayısıyla, en alt gelir grubu ile en üst gelir grubu için, tek sepet baz alınarak açıklanan, TÜFE oranı, bilimsel olmadığı gibi gerçekçi de değildir.
Kuşkusuz bunun temel nedeni, son yıllarda yaşanan ekonomik krize bağlı olarak, temel tüketim mallarının fiyatları hızla yukarı tırmanıyorken, TÜİK’in bilimsellikten uzaklaşması ve iktidarın istediği oranları açıklamasıdır. Zira TÜİK bir devlet kurumu olduğundan, ülkeyi yöneten iktidarın müdahalesine maruz kalmakta ve yönetimine, bilimi değil, iktidarın önceliklerini esas alan bireyler getirilmektedir.
Tüm bu nedenlerle, TÜİK’in açıkladığı TÜFE oranlarının, son 3-4 yıldır çokça tartışılıyor olmasının nedeni, piyasa enflasyonu ile TÜİK’in açıkladığı oranlar arasında uçurumu toplumun tamamının görüyor olmasıdır.
Her ne kadar konu son birkaç yıldır gündeme daha fazla gelmiş olsa da TÜİK bu yönteme, 5510 sayılı SSGSS kanununun yürürlüğe girdiği 2008 yılından bu yana başvurmaktadır. Bu öyle gizlenen veya gizlenmeye çalışılan bir uygulama da değil. Özellikle emekli maaş artışlarının, 6’şar aylık TÜFE artış oranlarına endekslendiği 2008 yılından bu yana, TÜFE’nin aylık seyrini izleyen herkesin bunu görmesi mümkündür.
Bu konu, emeklilerin hak kayıplarına yol açtığından, özellikle 2010 yılından sonra, o dönem Genel başkanlığını yürütmekte olduğum, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları konfederasyonuna (DİSK) üye Tüm Emekliler Sendikasının (EMEKLİ-SEN) mücadelesinin ana başlıklarından biri olarak, sürekli gündemizdeydi.
Burada TÜİK’in bu uygulamasını bir örenkle açıklamaya çalışacağım. 2011 yılında; Yılın ikinci altı aylık dönemi için, 1 Temmuz 2011 tarihinden geçerli olmak üzere emeklilere 1.1.2011-30.6-2011 tarihleri arasını kapsayan 6 aylık dönemde gerçekleşen TÜFE artış oranı kadar zam verilmeden önce, Mayıs 2011 sonu itibariyle, yani yılıln ilk 5 aylık enflasyonu %4.93 açıklanmış iken, Haziran ayında gökten vahiy inmiş gibi, enlasyon %1.43 düşmüş gösterildi. Böylece milyonlarca emekli ile emekli hak sahiplerinin maaşları %3.43 artırıldı. Buna karşı o zaman yaptığımız yazılı açıklama ile TÜİK’i ayak oyunlarından vazgeçmeye ve gerçek enfasyon oranlarını açıklamaya, hükümeti ise bilimsel veriler ışığında enlasyon hesaplaması yapması gereken, TÜİK üzerinde baskı kurmaya çalışmaktan vazgeçmeye çağırmıştık. Evet sendika olarak, bu duruma karşı, 2010 yılından itibaren, birçok defa yürüyüş, oturma eylemi ve basın açıklaması yapmak suretiyle, emekli maaşlarının alım gücünü gerileten, bu uygulamayı protesto ettik ve mücadelenin ana konularında biri olarak sürekli gündemde tuttul.
Evet, son zamanlarda yaşananlar, bu uygulamanın yeni olmadığını hatırlattığı için bu uygulamanın, AKP’nin emek düşmanı politikasının parçası olarak, yıllardır yapıldığını hatırlatmak istedim. Görüldüğü gibi, aradan yıllar geçmiş olsa da değişen bir şey yok. TÜİK ayak oyunları ile enflasyonu düşük açıklamaya, hükümet ise seçim sürecine girdiğimiz bu günlerde bu oranlar üzerinden, emekliye, işçiye, kamu çalışanına verdiği sözde “müjde”lerle şov yapmaya devam ediyor.
Seçimin kapıda olduğu bugünlerde, bu ülke de emeğiyle yaşayan milyonların, yazının girişine aldığı cümleyi sarf eden iktidar sözcülerine, bizi hangi enflasyona “ezdirmediniz” diye sormalarının zamanıdır.
