Yaşadığımız ülke Türkiye’de eğitim, sorunları hiç eksik olamayan, ülkeyi yönetenlerin ise bu sorunları çözmek için yapmaları gerekenleri yapmadıkları önemli bir alandır. Ne yazık ki eğitim, bir yandan içerik olarak her gün biraz daha bilimsellikten uzaklaştırılırken, diğer yandan yoksulların alamadıkları lüks tüketime dönüştürülüyor. Belki hatırlarsınız, kendisi de özel okul sahibi olan bir önceki Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk bir açıklamasında, “Herkes üniversiteli olmak zorunda değil. Sen ağa ben ağa, bu inekleri kim sağa!” diyerek, AKP iktidarının eğitime bakışını gözler önüne sermişti.
Halbuki içinde bulunduğumuz bilgi çağında eğitim, değişimin ve dönüşümün en temel unsurudur. Bu özelliğinden dolayıdır ki dünya genelinde ilköğretim eğitimi yetersiz görülüyor ve her insanın en azından lise düzeyinde eğitim alması gerektiği yaygın olarak kabul ediliyor. Bu nedenle, 1970’li yıllardan itibaren başta Ekonomik İş Birliği Teşkilatı (OECD) ülkeleri olmak üzere, dünya genelinde tek tek ulusal devletler nüfusun tamamının lise eğitimi almasını sağlamaya yönelik tedbirler aldılar ve planlamalar yaptılar. Kuşkusuz burada amaç, üniversite öncesi eğitimin süresini uzatmak suretiyle genç nüfusun mümkün olduğunca daha uzun süre eğitim almasını sağlamaktı.
Türkiye 1970’li yılların ortalarından itibaren zorunlu eğitim süresini 8 yıla çıkarma hazırlıklarına başladı. Nitekim 1974 yılında toplanan 9. Millî Eğitim Şûrası, zorunlu kesintisiz eğitimin 8 yıla çıkarılmasını kabul etmişti. Bu karardan itibaren hazırlık çalışmalarına başlanan 8 yıllık zorunlu eğitim, 4306 sayılı kanunla 1997 – 1998 öğretim yılından itibaren uygulanmaya başlandı. Ancak temel eğitimi 8 yıllık İlköğretim şeklinde düzenleyen ve çocukların daha uzun süre eğitimde kalmalarını sağlayan bu önemli sistemin 28 Şubat kararları ile hayata geçirilmiş olması, sistemi tartışmaların odağına oturttu.
28 Şubat süreci tartışmaları ile 2001 ekonomik krizinin bunalttığı Türkiye toplumu, 2002 yılında AKP’yi iktidara taşıdı. AKP iktidarı, diğer birçok alan gibi eğitim alanını da yaz boz tahtasına çevirdi. İktidara geldiği andan itibaren eğitim alanını köklü bir şekilde değiştirmeyi hedefleyen AKP, bir yandan eğitimi özelleştirip paralı hale getiren düzenlemeler yaparken, diğer yandan devlet okullarını sözde meslek eğitimi veren okullara dönüştürerek yoksul çocuklarının sanayide ucuz işgücü olarak kullanılmalarına zemin hazırladı. 8 yıllık zorunlu eğitimi yok etmek için hazırlıklar yaptı ve 11 Mart 2011 tarihinde mecliste kabul edilen 6287 sayılı yasa ile 2012-2013 öğretim yılından itibaren 4+4+4 şeklinde bölünmüş 12 yıllık zorunlu eğitime geçti.
Tüm bunların halktan gizlenen asıl amacı, önceki milli eğitim bakanı Ziya Selçuk’un yukarıda değindiğim konuşmasının devamında söylediği şu cümleler de saklıydı: “Türkiye’nin 'ara insan' gücünde eksikliği var. Asıl projemiz meslek liselerini güçlendirerek üniversitedeki yığılmayı azaltmaktır. Bir ülkede üniversite öğrencisi sayısı çoksa o ülkede sorun vardır. Az öğrenci sayısı varsa başarılıdır. Meslek liselerine karşı oluşan olumsuz yargıyı yönetebiliriz.” Bakan, bu söyledikleri ile uygulamaya koydukları yeni eğitim sistemini, ülkenin genç beyinlerini sermayenin istediği itaatkâr insan gücü haline getirmenin aracı olarak bilinçli bir şekilde uygulamaya koyduklarını itiraf ediyordu.
Elbette iktidar sistemi yaz boz tahtasına çevirmenin ve eğitimi; biri kendi dünya görüşü, diğeri ise iktidar olmasında kendisine destek vermiş olan sermayenin istemleri olmak üzere ikili amaca ulaşacak şekilde dizayn ederken, alan örgütlülüğünden yükselecek tepkileri de hesaba kattı ve eline geçirdiği erki baskı aracı olarak kullanarak eğitim emekçilerini yandaş sendikaya üye olmaya zorladı. Böylece AKP iktidar olduğunda üye sayısı 10 bin civarında olan yandaş sendika, işkolunun belirleyici sendikası oldu. Bu kıyağın karşılığında, yandaş eğitim sendikası ile bağlı olduğu yandaş konfederasyon, bugüne kadar gerek toplu sözleşme süreçlerinde gerekse iktidarın eğitimi yeniden dizayn etme politikalarını hayata geçirmesinde kendisine koşulsuz destek verdi.
Tüm bunları, iktidarın her alanda uyguladığı böl parçala yönet taktiğinin son örneği Öğretmenlik Meslek Kanununa karşı EĞİTİM-SEN öncülüğünde verilen mücadelenin önemine dikkat çekmek için yazdım.
Evet, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen, 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu 14 Şubat 2022’de Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Eğitim ve bilim emekçileri öğretmenleri; düz öğretmen, uzman öğretmen ve baş öğretmen şeklinde kariyer basamaklarına ayıran bu yasaya hazırlık sürecinden başlayarak karşı çıktılar. Ancak eğitim emekçilerini karşı karşıya getirmekte ve yandaşlarına kariyer bahşetmekte kararlı olan iktidar bloku, TBMM’deki sayısal çoğunluğu ile kanunu meclisten geçirdi. Öğretmenlerin taleplerini karşılamaktan uzak, ihtiyaçlarına yanıt vermeyen, eğitim sendikalarının karşı çıktığı Öğretmenlik Meslek Kanunu CHP tarafından Anayasa Mahkemesine taşındı ve Anayasa Mahkemesi 25 Nisan 2022 tarihinde davayı esastan incelemeye karar verdi. Yüksek Mahkeme henüz dosyayı karara bağlamış olmasa da hükümet uygulama konusunda adımlar atmaya devam ediyor.
Halbuki öğretmenlerin kariyer basamaklarına ayrıştırılması, çalışma barışını bozmanın yanı sıra öğrenci velilerini çocuklarını uzman veya başöğretmenin sınıfına verme yarışına sokacak ve okul idaresi ile karşı karşıya getirecektir. Şimdi 19 Kasım 2022 tarihinde meslekte 10 yıl ve üzeri süreyle çalışmış olan eğitim emekçileri bir sınava tabi tutulacaklar. Bu sınavla ilgili açıklamalarda bulunan Eğitim-Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul’un belirttiği gibi, sınavda 100 üzerinden 69 puan alan öğretmen düz öğretmen olarak göreve devam ederken, sadece bir puan fazlasını, yani 70 puan alan öğretmen uzman öğretmen unvanı ile mesleğe devam edecektir. Kısacası 70 puan almış olan öğretmen hem unvan hem de ücret yönünden, kendisinden bir puan düşük alan ve bitişik sınıfta ders veren arkadaşından üstün tutulacaktır.
KESK’e bağlı Eğitim-Sen, kanuna karşı ciddi bir mücadele yürütüyor. Sendika, kanunun geri çekilmesini ve alanda faaliyet yürüten sendikaların görüşleri doğrultusunda yeniden düzenlenmesini talep ediyor. Sendika, bu talebini kamuoyuna duyurmak üzere 15 Ekim 2022 tarihinde Ankara Anıtpark’ta bir miting düzenledi. Miting, Bartın’ın Amasra ilçesinde meydana gelen ve 41 madencinin hayatını kaybettiği facianın ertesi gününe denk gelmesinden dolayı buruk bir havada geçse de katılım ve içerik yönünden önemli bir mitingdi. Katılımcılar taşıdıkları pankart ve dövizlerin yanı sıra attıkları sloganlarla taleplerini haykırdılar. Eğitim-Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul ile KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik mitingde emekçileri ortak mücadeleye çağıran birer konuşma yaptılar. Mitinge destek veren Özel Eğitim Kurumları Öğretmenler Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali’de yaptığı konuşmada ortak mücadelenin gerekliliğine dikkat çekti.
Eğitim-Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, miting konuşmasında bundan sonraki mücadeleye ilişkinde bilgiler de aktardı. Kurul, Eğitim-İş, Eğitim-Sen, Hürriyetçi Eğitim-Sen, Teç-Sen, Anadolu Eğitim-Sen, Özgür Eğitim-Sen, Eğitim Hak-Sen, Eksen Eğitim-Sen, İdeal Eğitim-Sen, Eğitim Söz-Sen, Eğitimde Birlik Sendikası, Eşit Haklar Sendikası, olmak üzere; eğitim alanında faaliyet gösteren toplam 12 sendika olarak yaptıkları toplantıda ortak taleplerini belirlediklerini, bu taleplerini devleti yönetenlere duyurmak üzere bir eylem programı çıkardıklarını açıkladı.
Eğitim-Sen Genel Başkanı Nejla Kurul’un açıkladığı talepler ile eylem takvimi şu şekilde:
• 19 Kasım 2022 tarihinde yapılacak kariyer basamakları sınavının derhal iptal edilmesi, Öğretmenlik Meslek Kanunu'nun, TBMM'de ivedilikle ele alınarak yeni bir meslek kanununun tüm eğitim sendikalarının ve öğretmenlerin görüşleri alınarak düzenlenmesi acil talebimizdir.
• Eğitim-öğretim yılına hazırlık ödeneğinin ayrım gözetmeksizin tüm eğitim çalışanlarına bir maaş tutarında ödenmesi sağlanmalıdır.
• Tüm eğitim çalışanlarının yoksulluk sınırının üzerinde bir ücret artışına ilişkin düzenlemeler yapılmalı ve 1. dereceye gelmiş tüm kamu çalışanlarına 3600 ek gösterge verilmelidir.
• Eşit işe eşit ücret ilkesine uygun olarak farklı ücret ve istihdam şekillerine son verilmeli, kadrolu güvenceli istihdam sağlanmalıdır.
• Kamuda mülakat uygulamasına son verilmelidir. Tüm eğitim çalışanlarına sosyal devlet ilkesi gereği ayrım yapılmaksızın; giyim, ulaşım, barınma, beslenme, yakıt, kira yardımı yapılmalı ve aile çocuk yardımı tutarları iyileştirilmeli, vergi dilimi adaletsizliğine son verilmelidir.
• Öğrencilerimizin en temel hakkı olan eğitim, barınma ve beslenme hakları, sosyal devlet anlayışıyla devlet güvencesine alınmalı ve kamusal eğitim sağlanmalıdır.
Eğitim-Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, sendikalar olarak bu taleplerini karşılayacak düzenlemelerin yapılmaması halinde aşağıdaki eylemleri yapmayı da kararlaştırdıklarını açıkladı.
26, 27, 28 Ekim 2022 tarihlerinde iş yerlerinde kokart takılacak.
26 Ekim 2022 tarihinde, ilk teneffüs saatinde, öğretmenler odasında ortak bildiri metni okunacak.
Bu talep ve uyarılara rağmen bir düzenleme yapılmaması halinde; 2 Kasım 2022 tarihinde tüm eğitim çalışanlarının katılımı ile bir günlük iş bırakma eylemi yapılacaktır.
Elbette bu sorun sadece eğitim emekçilerinin ve onların sendikalarının değil, ülkenin tamamının sorunu. Bu nedenle, tüm emek ve meslek örgütlerinin bu mücadeleye destek vermeleri ve 2 Kasım eyleminin başarılı geçmesi için eğitim sendikaları ile omuz omuza olmaları çok önemlidir. Unutulmamalı ki, iktidarın eğitim emekçilerini bölme taktiği ancak dayanışma ile boşa çıkarılır!
#sansürehayır.
