Veli Beysülen


Dünyanın geleceğini tehdit eden tehlike!

.


Kuşkusuz bu günlerde kime, "Dünya'nın geleceği için en büyük tehdit nedir?" diye bir soru sorulsa, vereceği ilk cevap iklim değişikliği ve onun yol açtığı olağanüstü doğa olaylarıdır olacaktır. Son yıllarda Dünya genelinde yaşanan doğal afetler bunu doğrulamaktadır. Ancak buna yol açan ve üzerinden atlanmaması gereken bir tehlike var ki, onu yok saymak geleceğe güvenle bakmak açısından büyük bir zaaf olacaktır. Maalesef gezegenimizi tehdit eden tüm bu sorunların ortaya çıkmasının temel nedeni, sistemin dayattığı bireyci insan tipidir. Zira kapitalist sistem kendi bekası için; aile hayatından iş hayatına, örgütlü yaşamdan birlikte mücadeleye, sendikal örgütlenmeden siyasi örgütlenmeye, sosyal aktiviteden eğitime kadar hayatın her alanında bireyselleşmeyi dayatmaktadır. Sistem bunu, teknolojik gelişmenin sağladığı olanaklarla yapmaktadır. Nitekim dijital iletişimin insanların hizmetine sunulması ile birlikte, her insanın dokunduğu bir tuşla artık birçok şeye ulaşma olanağına sahip olması sağlanmış bulunuyor. Asıl tehlikeli olan ise bireyselleşme ile yetinmeyen insanların, sadece kendilerini düşündükleri bireyciliğe savrulmalarıdır.
 
O zaman mesele; dünyanın geleceğinde bireyci düşünen insan tipinin oluşturduğu, sistemin istediği gibi yönlendirdiği amaçsız toplukların mı, yoksa sistemin dayatmalarına karşı dayanışmayı yükselten, dayatılanı reddeden insanlardan oluşan dinamik toplumun mu hâkim olacağı meselesidir.    
 
Maalesef dünyanın hızla belirsiz geleceğe belki de yok oluşa savrulmasının temelinde, insanlığın sistemin dayattığı bireyci insan tipini kabullenmesi ve sorunları irdelemekten yoksun, başkalarıyla bir araya gelme yetisini kaybetmiş, bireylerin birbirinden kopuk yaşadıkları kalabalıklara dönüşmesi yatmaktadır. Kısacası içinde yaşayan tüm canlılarla birlikte gezegenimiz Dünya'nın, gelecek yüzyıllarda şekillenmesinde sistemin dayattığı insan tipinin genel kabulü veya reddi belirleyici olacaktır.  
 
O zaman bilimin ivedilikle kapitalizmin dayattığı bireyci insan tipinin hakim olduğu toplumsal yapının reddine kafa yorması ve insanlığa yol gösterici verileri ortaya koyması gerekiyor. Bunun için yapılacak ilk şey bireyciliğin dayatıldığı eğitim sistemi ile iş hayatında sistemin uygulamalarının bilinmesinin sağlanmasıdır. Buna ivedilikle ihtiyaç vardır. Çünkü dijital teknoloji ile bireylerin oturdukları yerden eğitim aldıkları veya üretime katkı sunup, emtia sevkiyatına yön verdikleri ortamda insanlar birbirinden kopuk yaşamaya itilmektedirler. Halbuki insanlığın geleceğinin güvende olması için bireylerin bir arada olabildikleri, içinde yaşadıkları toplumdan başlayarak dünya genelinde dayanışma içinde oldukları bir yaşamın tercih edilmesi esas olmalıdır. Kuşkusuz bu, bilimsel araştırmaların ortaya koyacağı veriler ve geliştireceği projelerle mümkündür. Aksi durumda belirsizliğin hakim olduğu, tek tek insanların yol bulmakta zorlandığı günümüzde, dünya genelinde sistemin dayattığı insan tipi ile onun sonucu olan toplumsal yapıyı reddederek dayatılan zorunluluklara güçlü bir şekilde karşı çıkmak mümkün olmayacaktır. Çünkü dayatılan insan tipi sonucu belirsizliğin sürmesi, geleceğin ne olacağı sorusunun daha çok sorulmasına ve zihin karışıklığının devam etmesine yol açmaktadır. Bu durum, bireyin karakteristik yapısını derinden etkileyereksistemin ihtiyacına cevap verecek toplumsal yapılanmaya zemin hazırlamaktadır.
 
Tüm bunların en önemli nedenlerinden birisi, sistemin sosyal politika tercihidir. Zira çağımız sosyal politika tercihi, ülkeleri yönetenlerin halkın vergilerinden, politika ve uygulamaları ile muhtaç duruma getirdikleri insanlara sadaka vermeleri üzerine kuruludur. Ne yazık ki, halktan toplanan kaynaklardan sağlanan bu destek, insanların yönetenlere, dolayısıyla sisteme biat etmesi sonucunu doğurmaktadır. Özellikle Türkiye gibi, ülkelerde popülist siyasetçilerin bu sosyal politika yöntemi ile yıllarca iktidarda kaldıkları ve otoriterliğe yöneldikleri bilinen bir gerçektir. Halbuki sosyal destek, neredeyse insanlığın varlığı ile eş zamanlı var olan ve asırlardır desteğe muhtaç insanlara değişik yöntemlerle sağlanan bir destek biçimidir. Değişik zamanlarda, değişik adlar altında, farklı kurumsal yapılar ile devlet tarafından sağlanan sosyal destek, zamanla sosyal hak kavramına dönüşmüş ve evrensel hukuki düzenlemelerin yanı sıra temel insan hakları belgelerinde kendisine yer bulmuştur. Bu nedenle, çağımızda her insanın insan olmaktan dolayı sahip olduğu en temel haklardan biri olarak genel kabul görmüştür.       
 
Kuşkusuz sistemin 20.yüzyılın son çeyreğinde uygulamaya koyduğu günümüz sosyal politikası, insanın bireyci düşünmesine ve destek alacağı iktidara biat ederek diğer insanlarla yan yana gelmekten ve birlikte mücadele etmekten uzaklaşmasına yol açmaktadır. Bu da bireyin sosyal desteğin hakkı olduğu bilincinin körelmesi sonucunu doğurmaktadır. Elbette bu durum tek tek ülkelerde yaşanan sorunların üstesinden gelmeyi zorlaştırmanın yanı sıra; kapitalizmin doğal kaynakları sınırsız kullanmasının yol açtığı doğa tahribatına karşı çıkmayı da engellemektedir. Ve maalesef ki bunun sonucu olan duyarsızlığın yol açacağı vahim sonuç gezegenin yok oluşa gitmesidir.    
 
Günümüzde kapitalizmin yol açtığı tahribatın sonucu olan iklim değişikliği, doğal afetler, gıda ürünlerinin üretiminde doğal üretimin terk edilmesi, genetikleriyle  oynanarak doğallığından uzaklaştırılmış gıda ürünlerinin insanlığın tüketimine sunulması, doğa tahribatının doğal dengeyi sağlayan bazı türlerin yok olmasına yol açması ve buna paralel doğal yaşam ile insan sağlığını tehdit eden türlerin çoğalması gibi pek çok olumsuzluk, kapitalist sistemin kâr daha çok kâr anlayışı ile dünyaya verdiği hasarın sonuçlarıdır.    
 
Dijital iletişimin ulaştığı olağanüstülük yetmemiş gibi, son zamanlarda ulaşılması için yapılan çalışmalarda mesafe katedildiği açıklanan yapay zekânın insan hayatına girmesi bir başka tehlikenin ortaya çıkmasına yol açacaktır. Zira yaoay zekanın insan hayatına girmesi, düşünmeyi ortadan kaldırma riski taşımaktadır. Kuşku yok ki, düşünmenin ortadan kalkması, farklı düşüncelerin ortaya çıkmasının zeminini yok edecek ve sistemin yapay zekaya yüklediği programın ürettikleri ile geleceğe yön verilecektir. Kısacası tek düzelik hâkim olacak, sistem karşıtı düşüncelerin üretilmesi ve tartışılması olanaksız hale gelecektir. Bir başka deyişle, insanın düşünmesinin gereği kalmayacak ve farklı düşüncelerin ortak ürünü projelerin üretilmesi imkânsız hale gelecektir.
 
Hali hazırda internet birçok mesleğin gereksizliğini tartışılır hale getirmişken, yapay zekânın kullanımı ile birlikte, kısa vadede birçok meslek tamamen insan hayatından çıkacak ve beden gücüne dayanmayan dijital ortamlarda sunulabilecek eğitimcilik ve hekimlik gibi  meslekler başta olmak üzere, birçok mesleği icra edenlerle yüz yüze görüşülmesi olanağı ortadan kalkacaktır. Bu kısa vadeli tehlikenin yanı sıra, orta ve uzun vadede nelerin yaşanacağı konusunda insanlık şimdilik net bir bilgiye sahip değildir. Söz gelimi kontrolden çıkmış kötücül yapay zekâ, bankacılık, nükleer silahlar, istihbarat veya diplomasi süreçlerine sızabilir ve insanlara ciddi zararlar verebilir.
 
Öte yandan bilimin sağladığı bu olanakların, dünyanın birçok ülkesinden fazla servete sahip sermaye sahipleri tarafından daha çok kazanma aracına dönüştürüleceği gerçeği de göz ardı edilemez. Buna ek olarak, milyonlarca çalışan ve emekli yurttaşı açlık sınırının altındaki aylık geliri ile yaşam savaşı veren Türkiye’yi yöneten iktidarın, propaganda aracı olarak kullanmak üzere bir pilotu, halkın vergilerinden aktardığı milyarlarca lira ile uzaya göndermesi örneğinde olduğu gibi, bu olanaklar parası olanlar ile devletleri yönetenler tarafından suistimal edilecektir. Halbuki bilim ve teknolojinin olanakları turistik uzay uçuşları için değil, yaşamın devamını sağlayacak bilimsel araştırmalar için kullanılmalıdır. Zira bunu gözetmeyen turistik uzay uçuşlarının, insanlığın yararına kullanılacak devasa kaynakların heder edilmesinden başka bir sonucu yoktur.
 
Burada varacağımız sonuç, gelecekle ilgili belirsizliğe yol açılmasının insanları gelecek konusunda kaygıya ve karamsarlığa ittiği sonucudur. Bu nedenle, sistemin insanı bireysellikten de öte bireyci davranmaya doğru savurmasına karşı tedbir geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Zira bu yapılmadığında, dünya genelinde insanlar belirsizlik sarmalına girecek ve elindeki devasa varlığı korumanın kölesi olanlar ile gelecek için para kazanmanın kölesi olanlar olmak üzere ikiye ayrılarak köleleşeceklerdir. Kısacası sistem her iki durumda da insanları paranın köleleri olarak kullanacaktır.
 
Özetlersem. Yüzyıllardır verilen emek sonucu ulaşılmış olan ve insanlığın hizmetinde olup onun hayatını kolaylaştırması gereken bilim ve teknoloji, kapitalizm tarafından insanları çağdaş köleler olarak kullanmanın aracına dönüştürülmektedir. O zaman yapılacak şey, teknolojinin hayatımızı kolaylaştırma da kullanılması için evrensel bir örgütlenme ile mücadeleyi yükselterek sistemi geriletmektir. Elbette buna yol gösterecek olan bilimin ticaret için değil, insanların mutluluğu için kullanılması gerektiği bilincinde olan bilim insanlarıdır! 


                                                          


 

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.