Neslihan Fındıklı


Bir Öğretmen Öldü, Öldürüldü, Öldürdük.

.


“Merhaba” güzel bir sözdür.
Günaydın… İyi akşamlar…
“Aman çocuğum dikkat et, ayağının altında çiçek var.”
“Dur çocuğum, kediye taş atılmaz.”
Biz böyle büyüdük.
Bir çiçeğin tozlaşmayla başlayan serüvenini günlerce işledik.
Döllenme nedir öğrendik.
Zigotun embriyoya, embriyonun tohuma,
tohumun meyveye dönüşmesini sabırla izledik.
Hayatın bir süreç olduğunu,
her şeyin zamanla ve emekle geliştiğini öğrendik.
Deney sınıflarımız vardı.
Mikroskop başında heyecanlanan çocuklardık.
Karma eğitim vardı.
Kız ve erkek aynı sırada oturur, aynı deney tüpüne bakar,
aynı projeyi birlikte savunurdu.
Eşitlik bizim için bir kelime değil, yaşanmışlıktı.
Dün kızımı okuldan almaya gittiğimde bahçede bir an durdum.
Beden dersi vardı.
Kızlar bir tarafta,
erkekler başka bir tarafta.
Aralarında görünmez bir çizgi vardı sanki.
Top aynıydı.
Zemin aynıydı.
Gökyüzü aynıydı.
Ama oyun ayrıydı.
Basit mi?
Hayır.
Çünkü ayrım önce mekânda başlar.
Sonra zihne yerleşir.
Sonra kalbe iner.
Ve bir gün biri diğerinden eksik görülmeye başlanır.
Son günlerde eğitim üzerine yapılan tartışmalarda
Yusuf Tekin’in
“Okullarda Cadılar Bayramı kutlanırken sesiniz çıkmıyordu” sözleri gündeme geldi.
Ben okul hayatım boyunca Cadılar Bayramı kutlamadım.
Ama mesele Cadılar Bayramı değil.
“Kâbe’de hacılar” bir ilahidir.
Bir inancın parçasıdır.
Buna saygı duyulur.
Fakat mesele bir ilahi ya da bir kültürel gün değil.
Mesele şu çelişkidir:
Topluma sabır tavsiye edilirken,
yoksulluğa “şükür” telkin edilirken,
açlık kader gibi anlatılırken;
aynı sistemi savunanların kendi çocuklarını
daha özgür, daha bilimsel, daha çok kültürlü eğitim ortamlarına göndermesi
insanın aklında soru işareti bırakıyor.
Kimi çocuklar yabancı dillerle, sanatla, bilimle büyürken;
kimi çocuklara ezber ve tek tip içerik reva görülüyorsa,
orada eşitlikten söz edemeyiz.
Dünya kültürlerini tanıyan okullar bir kesime,
tek yönlü içerikler başka bir kesime sunuluyorsa,
bu pedagojik değil, sınıfsal bir ayrımdır.
Bizim çocuklarımıza gelince “itaat”,
başkalarının çocuklarına gelince “özgürlük” varsa,
orada eğitim değil; çifte standart vardır.
Bir kadın öğretmen öldü.
Bir öğrenci tarafından öldürüldü.
Üzgünüm.
Gerçekten üzgünüm.
Hayatını eğitime adamış bir insan,
kendi öğrencisinin ellerinde hayatını kaybetti.
Sadece bir öğretmen değil;
bir hayat, bir emek, bir umut kaybedildi.
Ve biz yine sustuk.
Üzgünüm;
bir öğretmen öldü,
bir öğrencisi tarafından öldürüldü,
susan bir halkın gölgesinde.
Şimdi soruyorum:
Bu sadece bir çocuğun suçu mu?
Sadece bir ailenin mi?
Sadece bir öğretmenin mi?
Hayır.
Bu bir sistem meselesi.
Bu bir toplum meselesi.
Öğretmenler iş bırakabilir.
Ama yalnızca öğretmenlerin tepki göstermesi yetmez.
Bu halk da susmamalı.
Bu toplum da sorumluluk almalı.
Çocuk yalnızca okulda yetişmez.
Evde yetişir.
Sokakta yetişir.
Ekranlarda yetişir.
Toplumun sessizliğinde yetişir.
Biz susarsak,
çocuk soru sormamayı öğrenir.
Biz çelişkilere göz yumarsak,
çocuk adaletsizliği normal kabul eder.
Eğitim bir proje değildir.
Eğitim bir toplumun vicdanıdır.
Vicdan susarsa,
bir gün öğretmenler ölür.
Bir gün çocuklar kaybolur.
Ve geriye yalnızca geç kalmış pişmanlık kalır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.