Veli Beysülen


Bankalar, emekli promosyonu için neden yarıştalar?

.


Yaşadığımız ülke Türkiye'de bu günlerde bankalar, kim emekliye daha çok promosyon verecek yarışına girdiler. Elbette bu yarış durup dururken ortaya çıkmadı. Zira bu yarış, 15 yıllık geçmişi olan ve birçok mücadeleler sonucu elde edilmiş bir kazanımın, serbest piyasa rekabetine dönüşmüş olması sonucu ortaya çıkmış yarıştır.

Yıl 2004. Hükümet, kayıtdışı istihdamın önüne geçmek için geliştirdiği bir yöntem olarak kamuda veya özel sektörde çalışan işçi ve memurların maaşlarının bankalar üzerinden ödenmesini kararlaştırmış ve Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü tarafından 20.2.2004 tarihinde 25379 sayılı Resmî Gazete'de yayınlanan aylık ve ücretlerin, bankalar aracılığıyla ödenmesine ilişkin bir tebliğ yayınlatmıştı. Böylece her iş yeri çalıştırdığı işçilerin maaşlarını bankaya yatırmak zorunda olacak ve kaçak işçi çalıştırılmasının önüne geçecekti. Bu tebliğin yürürlüğe konması ile bankalar, başta kamu kurumları olmak üzere, özellikle kurumsal işyerlerinin çalışanlarının aylık ve ücret ödemelerini alabilmek için kıyasıya bir yarış içine girdiler. Bu yarışta öne geçmek için kurumlara nakdi ve ayni teşvikler vermeye başladılar. Adına promosyon denilen bu ödemeler, promosyonların kurumlara mı, yoksa çalışanlara mı ödenmesi gerektiği yönünde tartışmalar yaşanmasına yol açıyordu.

Peki, promosyon neydi, kime verilmesi gerekiyordu?

Promosyon genel anlamıyla teşvik veya tanıtım amaçlı verilen bir hediyedir. Türkiye’de, çalışanların maaşlarının banka üzerinden ödenmesine başlanmasıyla birlikte, serbest piyasa kuralları gereği, önceleri her banka çalışanların maaş ödemelerini almak için onların işvereni olan kurumlara çeşitli destekler vermekteydiler. Çalışanlar ise bu ödemelerin kendi maaşlarına karşılık verildiğini, dolayısıyla kendilerine aktarılması gerektiğini söylüyorlardı. Bu tartışmalar arasında açılan bir davada, mahkemenin promosyonun işveren ile çalışan arasında paylaştırılması gerektiğine karar vermesi üzerine, işverenler/kurumlar aldıkları promosyonların bir kısmını çalışanlara aktarmaya başladılar. Bu durumun, özellikle kamu kurumları arasında uygulama farklılığına ve tartışmalara yol açması üzerine, Başbakanlık 2007 yılında yayınladığı 21 sayılı genelge ile kamu kurumlarının promosyon konusunda yapmaları gerekenlere ilişkin esasları belirledi. 20 Temmuz 2007 tarihli 26588 sayılı Resmî Gazete'de yayınlanan, zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı 7 maddelik bu genelgenin amaç bölümünde, “Bankalar tarafından sunulan ek mali imkânların tasarrufuna ilişkin olarak, kamu kurum ve kuruluşlarında uygulama birliğinin sağlanması amacıyla aşağıda belirtilen hususlara uyulması gerekmektedir.” denmektedir. Genelgenin 2. maddesinde, aylık ve ücretlerin hangi banka aracılığı ile ödeneceği oluşturulacak üç kişilik bir komisyon tarafından istekli bankalardan teklif alınmak suretiyle tespit edilecektir.” denmektedir. Genelgenin bundan sonraki bölümlerinde, komisyonun oluşumu, promosyonun ödenme şekli, promosyonun tamamının çalışanlara verilmesi esas olmakla birlikte, kurumun bazı iyileştirmeler yapmak için en çok 1/3’ünü kendisinin kullanabileceği, ancak bunun denetime tabi olması gerektiği ve bankanın uyacağı esaslar düzenlenmekteydi.

O zaman genel başkanlığını yürütmekte olduğum DİSK’e bağlı Tüm Emekliler Sendikası (EMEKLİ-SEN), Başbakanlığın bu genelgesinin bir kamu kurumu olan ve milyonlarca emekli ile onların dul ve yetimlerine aylık ödeyen, emeklilerin işvereni konumundaki Sosyal Güvenlik Kurumunu da bağladığını, dolayısıyla kurumun, emekli aylıklarını ödemek isteyen bankalardan teklif almak suretiyle en iyi teklifi veren banka veya bankalarla protokol yaparak emeklilere promosyon verilmesini sağlaması gerektiğini dile getirdik. Süreç içinde müteaddit defalar konuyla ilgili basın açıklamaları, yürüyüşler ve imza kampanyaları düzenledik.

2007 yılından itibaren başlayan bu çalışmalar çerçevesinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, bürokratlar ve SGK yöneticileri ile görüşmeler yaptık. Sendika Genel başkanı sıfatıyla, şahsım adına iş mahkemesinde emsal dava açtık. Ancak ilgili mahkeme, milyonlarca emeklinin hak sahibi olacağı bir davayı kabul etmeye cesaret edememiş olmalı ki çok haklı olduğumuzu bildiği halde davayı reddetti. Tüm bu girişimlere rağmen, 10 yılı aşan bu mücadele sürecinde emeklilere promosyon ödemesi sağlanamasa da sürekli gündemde tutuldu. Bu süreçte gündem sıkıntısının yaşandığı günlerde, günün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, bankalarla görüşüyoruz, yakında emeklilerimize müjdeli haberi vereceğiz gibi, popülist açıklamalar yapmayı da ihmal etmediler.  

Bu açıklamalar, hükümetin veya bakanın, promosyonu kendi lütufları olarak algılatma çabasından başka bir şey değildi. Halbuki promosyon, kişinin maaşını ödeyen bankanın bu ödemeyi alması ile kendi müşterisi konumunda olan kişiye verdiği bir teşviktir. Üstelik banka, her ay emekli adına açtığı vadesiz hesaba aktarılan bu paraya karşılık kişiye herhangi bir faiz ödemesi yapmadığı gibi, değişik bankacılık hizmetlerine karşılık para almaktadır. Banka faiz ödemediği bu parayı çalıştırma imkânına sahip olduğu gibi, otomatik ödeme, havale ve diğer birçok bankacılık hizmetine karşılık ücret almak suretiyle gelir sağlamaktadır. En önemlisi ise aldıkları maaş yetmediği için sürekli kredi çekmek zorunda kalan emekli kişiler, kredi için maaş aldıkları bankalara başvurmaktadırlar. Yani emekli bankaya borçlanmakta ve çektiği kredi karşılığında faiz ödemektedir. Üstelik bu kredinin taksitleri her ay bankadaki vadesiz hesaba yatan maaşından otomatik olarak çekildiğinden, ödenmemesi gibi bir geri durum da söz konusu değildir. Bankanın emekliden elde ettiği diğer gelirleri düşünürsek, banka emekli müşterisinden elde ettiği toplam gelirin çok azını ödemektedir. Kaldı ki bugünün Türkiyesi'nde hemen her emeklinin bankadan kredi çektiğini düşünürsek, bu milyarlarca lira gelir demektir.  

Yukarıda belirttiğim gibi, Başbakanlık Genelgesi'nin yayınlandığı 2007 yılından itibaren, bir hak olan banka promosyonunun emeklilere ödenmesinin sağlanması için emeklilerin işvereni olan SGK’nin ihale açması gerektiği yönünde verdiğimiz mücadele, 2017 yılında kısmen sonuç verdi. Ancak SGK’nin bağlı olduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı kuruma ihale açtırmadan, zamanın bakanı ile T.C. ziraat Bankası Genel Müdürü'nün imzaladıkları bir protokolle emeklilere cüzi rakamlarla promosyon verilmesi sağlandı. Yani hükümet kendi çıkardığı genelgeyi uygulamak yerine, kapalı kapılar ardında kamu banklarıyla yaptığı bir protokole göre, tek adam yönetimine geçişin oylandığı anayasa referandumu öncesi emeklilere rüşvet verircesine, o gün için 3 yıllık 1000 TL’ye kadar maaş alanlara 300, 1000-2000 TL. arası maaş alanlara 375, 2000 TL. üstü maaş alanlara ise 450 TL. promosyon verilmesini sağladı. Nitekim o zaman yaptığım açıklamada, "Promosyon bir lütuf değil bir haktır. Bankalar emeklinin parasını çalıştırıp para kazanıyorlar. Bu kazancın bir kısmını emekliye vermeleri gerekir." demiştim. Yine aynı açıklamada, çalışanlara 3 yıl için en az 1600 TL promosyon verilirken, emeklilere 300-375-450 TL. verilmesinin hakkaniyetli olmadığını vurgulamış ve promosyon oyununun bugünlerde sahnelenmesinin asıl nedeninin ise milyonlarca emeklinin anayasa referandumunda rejim değişikliğine “Evet” demesini sağlamak olduğunu belirtmiştim. İktidar, kendisine bağlı kamu bankalarını protokol imzalamaya ikna etmek suretiyle, özel bankaları kabule zorladığı 300 TL. promosyon ödemesini, getirmek istediği tek adam rejimine destek vermemizi sağlamak için kullandığını bunun açıkça referandum rüşveti olduğunu vurgulamıştım.

Evet, referandum sürecinde rüşvet niteliğinde verilmiş olsa da emeklilere banka promosyonunun verilmesi 10 yıl süren bir mücadelenin kazanımıdır. Elbette bu sonucun alınmasında, mücadele sürecinde kendileri ile sürekli görüştüğümüz ve promosyon da dahil emeklilerin sorunları ile sorunların çözümüne dair talepleri ilettiğimiz muhalefet partilerinin konuyu sürekli gündemde tutmalarının katkısını belirtmeden geçmek haksızlık olur.

2017 yılında başvurulan yöntem ile verilen rakamlara bakıldığında, devletin kendisinin anayasaya uygun davranmadığı ve emekliler ile çalışanlar arasında fark gözettiği açıkça ortadaydı. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10. maddesi; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denmektedir. Görüldüğü gibi, Anayasanın amir hükmü olan eşitlik ilkesine uygun davranmamıştır.

Başlangıçta 3’er yıllık periyotlar halinde verilen promosyonun başlattığı yarış sonucu, şimdi bankalar 3 yıllığına 5.000 ile 7.500 lira arasında değişen rakamlarla promosyon vereceklerini duyuruyorlar. Tabii protokol yenileyecek veya banka değiştirecek emeklinin, bankayla imzaladığı 3 yıllık önceki protokolün süresi dolmamış ise kalan süreye karşılık gelen promosyon miktarı kendisinden alındıktan sonra, yeni promosyon hesabına aktarılmaktadır.

Evet, promosyon yarışının yaşandığı bu günlerde geçmişte verilen mücadelenin hatırlanması önemlidir diye düşünüyorum. Zira hiçbir kazanım, yönetenlerin veya sermayenin lütfu değildir. Geçmiş incelendiğinde, her kazanımın altında onu elde etmek için verilen mücadeleler olduğu görülecektir!

                                                 

         

 

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.