“AKP DÖNEMİNDE EMEK KAYBETTİ, SERMAYE KAZANDI! AKP döneminde ve başkanlık rejiminde bölüşüm ilişkileri kötüleşti. Başkanlık dönemi öncesinde milli gelir içinde emeğin payı yüzde 35,3 iken 2022’de yüzde 25,2’ye geriledi. Buna karşılık milli gelir içinde sermayenin payı başkanlık rejimi öncesi yüzde 48 iken 2022’de yüzde 56,7’ye yükseldi.” Bu paragraf, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Dairesi DİSK-AR tarafından hazırlanan ve 8 Mayıs 2023 tarihinde Konfederasyon genel merkezinde yapılan basın toplantısıyla basın ve kamuoyuyla paylaşılan, “AKP DÖNEMİNDE VE BAŞKANLIK REJİMİNDE İŞÇİLER NELER KAYBETTİ? (2002-2023)” başlıklı raporun özetinden. Daha önce aynı raporun, “Emekliler Neler Kaybetti” alt başlığında emeklilerin kaybettikleriyle ilgili bir yazı yazmıştım. Bu yazıda daha ziyade raporun çalışanların kayıplarına dair genel tespitlerine değinmeye çalışacağım.
Türkiye 5 yıl süreyle ülkeyi yönetecek yasama organı parlamento ile yürütmenin başı Cumhurbaşkanının seçileceği önemli bir seçim sürecinde geçerken, bir emek örgütü olan DİSK’in 21 yıldır iktidarda bulunan ve algıyla ülkeyi yönetme ustası olan AKP iktidarının emekçilere kaybettirdiklerini gözler önüne seren böylesine önemli bir çalışma yapması ve sonucunu rapor halinde kamuoyuyla paylaşması önemlidir. Bu geniş ve detaylı rapora ulaşmak isteyen herkes DİSK’in web sayfası ile konfederasyonun sosyal medya hesaplarından ulaşabilir. Ben de bu yazımda, DİSK-AR’ın çalışmasında çalışanların kayıplarına ilişkin ortaya koyduğu verileri irdelemeye ve kayıpları size aktarmaya çalışacağım.
Asgari ücret ortalama ücret haline geldi. Popülist bir siyaset tarzı ile ülkeyi yöneten AKP, algıyı yönetme konusunda oldukça maharetlidir. 21 yıllık iktidar bu mahareti sayesinde toplumda mağdur olduğuna dair genel bir kanının hakim olduğu kesimleri koruyormuş gibi yapıyor. Elbette bu kesimlerin başında asgari ücretle çalışanlar geliyor. Nitekim AKP iktidarında asgari ücret diğer ücretlerin üzerinde oranlarla arttırılırken, diğer emek ücretleri asgari ücret kadar artırılmadı. Bunun iki temel nedeni var. Birincisi AKP ve başındaki Recep Tayyip Erdoğan’ın, mağduru koruyor görüntüsü vermek istemeleri. İkincisi ise daha yüksek oranlarda arttırılsa da satın alma gücü sürekli gerileyen asgari ücreti ülkede ortalama ücret haline getirmek. Bakın bu konuda DİSK-AR’ın raporunun ilgili bölümü ne diyor. “AKP’li yıllarda asgari ücret hızla ortalama ücret haline geldi. AKP döneminde diğer emek gelirlerinin asgari ücret kadar artırılmaması sonucu ortalama ücretler ve asgari ücret arasındaki makas kapanmaya başladı. 2005 yılında asgari ücret ortalama ücretin yüzde 46’sı iken 2020’de yüzde 60’ına çıktı.”
Öte yandan AKP döneminde işçiler daha fazla çalışıp verimliliği arttırdıkları halde ücretler sürekli geriledi. Nitekim DİSK-AR’ın bu konuda ortaya koyduğu veriye göre, “2009 yılından bu yana verimlilik 60 puan artarken reel birim ücret 8 puan azaldı.” Kısacası AKP iktidarında daha çok çalışıp daha çok üreten işçiler daha az ücret aldıkları için yoksullaştılar.
AKP döneminde işçilere, kamu çalışanlarına ve emeklilere kaybettiren bir diğer etken ise yüksek enflasyondur. 2001 krizinin ardından, uygulanan Uluslararası Para Fonu (IMF) patentli kemer sıkma politikaları ile bu ülke emekçilerinin ödediği ağır bedelle kısmen rayına oturmuş olan ekonomiyi devralan AKP’nin ilk dönemlerinde enflasyonda bir düşüş yaşandı. Ancak özellikle başkanlık sistemine geçilen 2018 yılından bu yana enflasyon hızla tırmandı. AKP’nin iktidara geldiği Aralık 2002’de yüzde 29,7 olan enflasyon, Nisan 2023’te resmi rakamla yüzde 43,6 oldu. Kaldı ki AKP döneminde TÜİK tarafından açıklanan resmi enflasyon oranı, piyasada gerçekleşen gerçek enflasyon oranının oldukça altındadır. Nitekim bağımsız iktisatçılardan oluşan Enflasyon Araştırma Grubu ENAG Nisan ayı sonu itibariyle yıllık enflasyonu, yüzde 105,2 olarak açıkladı.
Elbette işçiler AKP döneminde sadece ekonomik kayıplar yaşamadılar, sosyal ve demokratik birçok hak kaybı da yaşadılar. AKP iktidarında artan bir şekilde işçiler, Anayasal bir hak olan sendikaya üye olma ve sendikalarının yapacağı toplu sözleşmeden yararlanma haklarını da kullanamadılar. Zira AKP iktidarında bir yandan işverenlerin anayasa ve yasa tanımazlığı tavan yaparken, diğer yandan iktidarın üretim ve hizmetleri küçük birimlere ayıran, alt işverenlik veya toplumda bilinen adıyla taşeronluk sistemine imkân tanındı ve kamu işyerleri dahil, ülke genelinde işyerlerinin nerdeyse tamamında, aynı işyerinde farklı işverenlere bağlı işçilerin çalışmasına imkân sağlandı. Kuşkusuz bu parçalanmışlık işçilerin bir araya gelmelerini ve örgütlenmelerini engelledi.
AKP döneminde işçiler aynı zamanda grev haklarını da kullanamadılar. Halbuki grev hakkı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 54. Maddesi ile işçilere tanınmış bir haktır. Grev işverenin işçilerin taleplerini kabul etmemesi ve sendikayla toplu sözleşme imzalamaya yanaşmaması durumunda sendikanın alacağı kararla işçilerin üretimden gelen güçlerini kullanmasının adıdır. Dünyanın gelişmiş demokrasilerin de serbestçe yapılan grev Türkiye’de sadece toplu sözleşmede antlaşma sağlanmaması halinde belli prosedürler yerine getirilerek yapılıyor. Buna rağmen, AKP iktidarı döneminde işçilerin grevleri hükümet tarafından erteleme adı altında engellendi. Ne yazık ki bu anayasa ve yasa tanımazlık, ülke yönetiminin en tepe noktasında bulunan Cumhurbaşkanının övündüğü bir uygulama olarak tarihe geçti.
AKP döneminde 1999 yılında 4447 sayılı kanunla, işsiz kalan işçilerin yararlanmaları için kurulan İşsizlik Sigortası Fonu (İSF) işçilere destekten ziyade işveren destek fonuna dönüştü. DİSK-AR’ın raporunda konuyla ilgili bölüm şöyle: “2002’de toplam 56,9 milyon TL olan İSF giderlerinin 46,8 milyon TL’si işçilere yapılan ödemelere ayrılmıştı. İSF kaynaklarının yüzde 82,2’si işsizlere ödenmişti. 2022’de ise 55,6 milyar TL giderin 12,3 milyar TL’si işsizlere ayrıldı. İşçilere yapılan ödemeler ise işsizlik sigortası fonu giderlerinin yalnızca yüzde 22,1’ini oluşturmuş, yüzde 76,1’i ise işverenlere aktarılmıştır. Bu durum İSF’nin kuruluş amacı ve sosyal devlet ilkesiyle çelişmektedir.” Görüldüğü gibi, işsiz kalan işçinin desteklenmesi için kurulmuş olan İSF amacı dışında kullanılmaktadır.
AKP iktidarında on binlerce işçi iş cinayetine kurban gitti. Ne yazık ki, bu iş cinayetlerinin büyük çoğunluğunun nedeni, gerekli iş güvenliği tedbirlerinin alınmamasıdır. Zira işverenlerin önemli bir kısmı, iş güvenliği tedbirlerini maliyet unsuru olarak görüyor ve maliyeti düşürmek için gerekli tedbirleri almıyor. Kuşkusuz, işçilerin iş cinayetlerinde hayatlarını kaybetmelerinden gerekli tedbirleri almayan işverenler kadar denetim görevini yapmayan devlet de sorumludur. Halbuki Türkiye’de 1970’li yıllarda çıkarılan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü, bu alanda örnek gösterilecek bir düzenleme olarak başarıyla uygulanmıştı. AKP iktidarı bu yönetmeliği devre dışı bırakarak, yerine çıkardığı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile iş güvenliği denetimlerini özelleştirdi. Elbette ücretini işverenin ödediği iş güvenliği şirketinin yeterli denetim yapması mümkün değildir.
AKP iktidarı döneminde işsizlik arttı. Konuyla ilgili DİSK-AR’ın verileri şöyle: “AKP öncesi dönemde ortalama yüzde 8 civarında seyreden dar tanımlı işsizlik oranı, AKP’li yıllarda ortalama yüzde 11’e yükseldi. Öte yandan geniş tanımlı işsizlik de arttı. 2002 3. çeyrekte dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 9,6 ve geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 15,3’tü. 2022’de ise dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 10,2’ye ve geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 20,8’e yükseldi.”
AKP ile iktidar ortağı Fettullah Gülen Cemaati arasında yaşanan paylaşım kavgasının sonucu olan 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL), işçilerin grev haklarının engellenmesi için kullanıldı. Öte yandan OHAL kapsamında kamudan ihraç edilen on binlerce insanın yargıya başvurma ve adil yargılanma hakları ellerinden alındı. KHK’lerle kamudan ihraç edilenlerin başvurularını incelemek üzere kurulan idari kurul olan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu, insanları oyalama kurulu olmanın ötesine geçemedi.
Kıdem tazminatı eridi. 1978’de asgari ücretin 7,5 katı olan kıdem tazminatı tavanı, 1982’de asgari ücret ile bağının koparılmasının ardından hızla düşmeye başladı. 2002’de asgari ücretin 4,8 katı olan kıdem tazminatı tavan tutarı 2023 itibarıyla asgari ücretin 2 katına geriledi. Yani AKP işçilerin diğer birçok hakkını yok etmenin yanı sıra, son iş güvenceleri kıdem tazminatını da eritti.
Evet görüldüğü gibi, 21 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarında tüm emekçiler birçok kayıp yaşadılar. Şimdi tüm hak kayıplarını yaşayan emekçilerin, 28 Mayıs’ta bunları düşünerek sandığa gitmelerinin zamanıdır!
