Öncelikle şunu ifade edelim: “Kadın”, varlığın yarısı, diğer yarısı ise “erkek”tir. Bunu yer ve gök “teması” ile özetleyebiliriz.
Bir günü “Kadınlar Günü” olarak adlandırdığımız zaman, diğer günleri “Erkekler Günü” olarak algılamamak lazım. Aslında bütün günler, erkekler ve kadınlar için birbirine eşit bir şekilde dağıtılmış ve paylaşılmıştır. Ancak tabiat, fizikî güce pozitif ayrımcılık yaptığı için zaman içerisinde erkekler, bu yetilerini kötü kullanmış ve sınırlarının dışına çıkmışlardır. İşte bu nedenle erdemli insana düşen görev bu pozitif gücü, tabiatın dengesini bozmayacak şekilde eşitlik ve adaleti sağlayarak korumak olmalıdır.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, tarih boyunca kadınların maruz kaldıkları sorunlara dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak içen sembolik bir günü ifade etmektedir. 8 Mart, kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği mücadelenin meşalesinin adıdır. 8 Mart 1857'de, bundan tam 169 yıl önce ABD'de yaklaşık 40 bin kadın dokuma işçisinin, kadın işçilerin işten çıkarılmalarını ve düşük ücret verilmesini protesto etmek amacıyla ilk kez direndikleri ve greve gittikleri sembolik bir tarihin adıdır.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadınların siyasal, ekonomik ve sosyal hayatta eşitlik mücadelesinin simgesel bir ifadesidir. Bu gün, yalnızca bir kutlama değil, aynı zamanda tarihsel bir direnişin, hak arayışının ve toplumsal dönüşüm talebinin sembolü olarak görülmelidir.
Toplumsal yapıların en belirgin eşitsizlik alanlarından biri, tarih boyunca kadın ve erkek arasındaki statü farklılıkları olmuştur. Kadınlar uzun süre siyasal temsil, eğitim, mülkiyet, çalışma hayatı ve kamusal alanda söz sahibi olma gibi temel haklardan mahrum bırakılmıştır. Bu eşitsizliklere karşı gelişen mücadele, yalnızca hukuki reformlarla değil, aynı zamanda toplumsal bilinçlenme süreçleriyle ilerlemiştir. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, bu mücadelenin hem tarihsel hafızası hem de evrensel vicdan çağrısı niteliğindedir.
1910 yılında Kopenhag’da düzenlenen Sosyalist Kadınlar Konferansında Clara Zetkin’in önerisiyle kadın haklarına dikkat çekecek uluslararası bir gün belirlenmesi fikri kabul edilmiş, 8 Mart bu anlamda küresel bir sembole dönüşmüştür. Birleşmiş Milletlerin 1977 yılında 8 Mart’ı resmen “Dünya Kadınlar Günü” olarak tanımasıyla bu gün, ideolojik sınırları aşan evrensel bir insan hakları vurgusu kazanmıştır.
8 Mart’ın Simgesel ve Ahlaki Boyutu
8 Mart, modern toplumlarda sembolik olarak üç temel işlev üstlenir: Hafıza, farkındalık ve sorumluluk.
Hafıza boyutu, geçmişte verilen mücadeleleri ve bedelleri hatırlatır. Farkındalık boyutu, günümüzde süregelen eşitsizliklere dikkat çeker. Sorumluluk boyutu ise, bireyleri ve kurumları daha adil bir toplum inşa etmeye çağırır.
Bu yönüyle 8 Mart, yalnızca kadınların değil, tüm insanlığın ortak vicdanına seslenen ahlaki bir çağrı niteliği taşır. Kadınların insan onuruna yaraşır koşullarda yaşaması, yalnızca bireysel bir hak değil, aynı zamanda toplumsal adaletin temel şartıdır.
Günümüzde 8 Mart ve Küresel Perspektif
Günümüzde 8 Mart, farklı ülkelerde çeşitli biçimlerde anılmaktadır; yürüyüşler, paneller, akademik etkinlikler, kültürel organizasyonlar ve sosyal kampanyalar bu günün kamusal görünürlüğünü artırmaktadır. Ancak bazı toplumlarda bu gün, sembolik kutlamalarla sınırlı kalmakta; yapısal eşitsizliklere yönelik kalıcı politikalar yeterince hayata geçirilememektedir.
Bu bağlamda 8 Mart’ın gelecekteki işlevi, yalnızca temsili bir anma günü olmaktan çıkıp somut sosyal politikaların geliştirilmesine yön veren etik bir referans noktası hâline gelmesidir.
Dünyada Kadın ve Dinlerin Kadına Biçtiği Misyon
Yukarıda kısaca ifade ettiğimiz gibi “Kadın Hakları” söylemi Batı’da daha doğrusu ABD’de somut bir hareket olarak ortaya çıkmış ve daha sonra Avrupa’da önemli bir karşılık bulmuştur.
Genel hatları ile Batı’da ortaya çıkan bu sosyal hareket ne yazık ki, kilise ve papazlar tarafından hemen sahiplenilmemiştir. Ancak zamanla bu hareket genel kabul görse de ne yazık ki, hem Batı’da hem de bütün dünyada sembolik bir anlamdan öte ciddi bir şekilde sosyal ve hukuki açıdan sahiplenilmemiştir.
İslâm ülkeleri ise, “Kadın Hakları” gerçeğini kendilerine göre anladıkları ve yorumladıkları “geleneksel” Müslüman kadın hakları mottosu ile ilişkilendirerek “Kültür Müslümanlığı” boyutuna indirgemişlerdir.
Batı, kadın haklarını bir yandan “özgürlük” ve “bağımsızlık” adı altında sloganlaştırırken diğer taraftan; paranın, sermayenin ve eğlencenin bir aracı haline getirmiştir.
Buna tepki olarak İslâm toplumu ise, kadını korumak ve kollamak adına onun sosyal, siyasal ve bireysel birçok özlük haklarını ihmal etmiştir.
Sonuç
8 Mart Dünya Kadınlar Günü, tarihsel kökeni itibarıyla emek mücadelesine dayanan; anlamı itibarıyla ise insan onuruna, eşitliğe ve adalete yönelik evrensel bir çağrıyı temsil eden özel bir günün adıdır. Kadınların toplumsal hayata tam ve eşit katılımı, yalnızca kadınların değil, bütün toplumların gelişimi için zorunlu bir şarttır. Bu nedenle 8 Mart, yalnızca geçmişin hatırlanması değil, aynı zamanda daha adil bir geleceğin inşası için ortak bir vicdan çağrısı olarak değerlendirilmelidir.
Burada üzerinde durulması gereken en temel husus; “eşitlik” ve “adalet” kavramının içinin nasıl doldurulacağı konusudur. Bu da başlı başına bir çalışma ve makale konusu olduğu için burada kısa kesiyoruz.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.