Sınır olurlar bazen kardeşleri ayıran,
bir deli rüzgar vardır selamları fısıldayan.
Bazen de bir ülkenin ortasında dikilirler
İnsanları ayıran,
oysa duruşları eğretidir gün gelir yıkılırlar.
Bazen düşlere hayat verir, beyaz perde olurlar.
Bir film şeridi geçer üzerinden tuz ile buz olurlar.
Bazen Maraşlı Şeyhoğlu Satılmışın duygularına bir han da kağıt olurlar da, Faruk Nafiz Çamlıbel'in kaleminden şiir olup dökülürler.
Bazen de özlem dolu, sitem dolu sözlere, bazende içimizde tuttuklarımıza, haykırmak istediklerimize sesimiz,
kara tahtamız olurlar.
Ve çoğu zaman onlar utanç duvarları olurlar.
Nerede olursa olsunlar,
onlar hep sessiz tanıklardır
mahpuslarda, sınırlarda, sokaklarda
ve dört duvar dediğimiz dünyamızda.
Dayanamazlar yaşanan acılara,
gözyaşları nem olur, son verir saltanatlarına.
Her duvar yıkılırda, düşünceyi ne yapmalı,
bir dalgakıran gibi duruyorsa beyinde,
sağa sola çarpa çarpa
yok ediyorsa düşünce kendisini,
kendi koyduğu sınırın ötesine
gidemiyorsa bir türlü,
dura dura küçültür, bitirir kendini.
Günü geldiğinde elbet çöker dışardaki bütün taşduvarlar,
ama köhne yuvasında devam eder saltanatına sessiz tanıklar.
Bir nem'in yıktığı yıkılmaz sanılan koca duvarları,
kendi icinde özenle onarırsan, set yaparsan
benliğine;
Göremezsin, duyamazsın, konusşamazsın.
Duvarlara utanç damgasını vurdurtan da,
beynine ket yapan da insan.
Yuvasına siper yapan da,
tablo gibi işleyen de insan.
Ne suçu var duvarların?
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.